Âsâr-ı Bediiye - Fihrist
- ÂSÂR-I BEDİİYYE
- Nokta Risalesi@—
- ŞUAAT-Ü MARİFET-ÜN NEBÎYY@aaaas
- Rumûz@—
- İşârât@—
- Tulûât@—
- Hutuvât-ı Sitte@—
- Sünûhât@—
- Deva-ül Ye’s@—
- Muhâkemat@—
- Münâzarat@—
- Hutbe-i Şâmiye@—
- Teşhis-ül İllet@—
- TEŞHİS-ÜL İLLET'İN ZEYLİ@—
- Divan-ı Harb-i Örfî@—
- Nutuklar@—
- Makaleler Kısmı@—
- Lemeât@—
- Hakikat Çekirdekleri@—
- Hakikat Çekirdekleri (2)@—
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı@—
- Tarihçe-i Hayatın Zeyli@—
- VUKUFSUZ EHL-İ VUKUFA CEVAP@—
- HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA@—
Âsâr-ı Bediiye - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Âsâr-ı Bediiye - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Her şeyde itkânı, her şe'nde ihtimam, derece-i kemâlde. Her mâhiyet, kameti nisbetinde biçilmiş, giydirmiştir mûcidi.
Demek müessir-i hakikî olan Zât-ı Vacibden; te'siri noktasında denilmez Bazı karîb. Bir kısmı da baid veya eb'addi
İtkan, kat'en gösterir; bir kısmı vasıtasız, kısmen vasıta ile, kısmen vesaitiyle olmamıştır icâdı.
İnsan da ihtiyar var, zîra eserinde noksan var; itkansızlık gösterir; cebir yok, ihtiyar var, o teklifin imâdi.
Beşerin ihtiyarı bir vasıtadır, fakat itibarî eşyada. Nisbî olan şuûnda vahdet rıza gösterdi, hikmet böyle istedi.
Şâyân-ı temaşadır, cüz'î bir ihtiyarın, tavassut etmesiyle, akıl ve zeka eseri olan bir insan şehri içindeki efradı.
Cemaat, intizamca geridir, hiçbir vakit yetişmedi yetişmez; vahy ü ilham semeri bir arı kovanına, ondaki cem'iyete, hem onların efradı,
Hem arılar meşher-i sanatları bir petek; hüceyrat şehri olan, bir nar ve cilnârdan, intizamca geridir; sebep de ihtiyardı.
Demek câzibe-i umumî, hangi kalem yazmıştır; cevahir-i ferde de, küçücük câzibeler, o kalemden damlandı, zerrelere serpildi.
* * *
İslâmiyet Evliyalara, Nasraniyet Azizlerine Tarz-ı Nazarlarını Muvazene
İslâmiyet şiarı
لَا خَالِقَ اِلَّا هُوَ
vesait ve esbabın hakikî tesirini kabul etmez, tanımaz. Vasıtaya bakıyor;
Bir nazar-ı harfiyle, akide-i tevhidî ona öyle göstermiş. Vazife-i teslimî onu öyle sevketmiş, mertebe-i tevekkül o dersini veriyor.
İhlas-ı ubudiyyet ona öyle nur vermiş. Nasraniyet veriyor; vesaite, esbaba bir tesir-i hakiki, hem onlara bakıyor;
Bir mânâ-yı ismiyle, zatında tesiri var zanneder de sapıyor. Velediyet mezhebi, akide-i tevellüd öyle de gösteriyor.
Vazife-i ruhbânî, meslek-i ruhbaniyet onu öyle sevketmiş. Felsefe-i tabiî o dini mağlub etmiş, işine karışıyor.
Demek müessir-i hakikî olan Zât-ı Vacibden; te'siri noktasında denilmez Bazı karîb. Bir kısmı da baid veya eb'addi
İtkan, kat'en gösterir; bir kısmı vasıtasız, kısmen vasıta ile, kısmen vesaitiyle olmamıştır icâdı.
İnsan da ihtiyar var, zîra eserinde noksan var; itkansızlık gösterir; cebir yok, ihtiyar var, o teklifin imâdi.
Beşerin ihtiyarı bir vasıtadır, fakat itibarî eşyada. Nisbî olan şuûnda vahdet rıza gösterdi, hikmet böyle istedi.
Şâyân-ı temaşadır, cüz'î bir ihtiyarın, tavassut etmesiyle, akıl ve zeka eseri olan bir insan şehri içindeki efradı.
Cemaat, intizamca geridir, hiçbir vakit yetişmedi yetişmez; vahy ü ilham semeri bir arı kovanına, ondaki cem'iyete, hem onların efradı,
Hem arılar meşher-i sanatları bir petek; hüceyrat şehri olan, bir nar ve cilnârdan, intizamca geridir; sebep de ihtiyardı.
Demek câzibe-i umumî, hangi kalem yazmıştır; cevahir-i ferde de, küçücük câzibeler, o kalemden damlandı, zerrelere serpildi.
İslâmiyet Evliyalara, Nasraniyet Azizlerine Tarz-ı Nazarlarını Muvazene
İslâmiyet şiarı
لَا خَالِقَ اِلَّا هُوَ
vesait ve esbabın hakikî tesirini kabul etmez, tanımaz. Vasıtaya bakıyor;
Bir nazar-ı harfiyle, akide-i tevhidî ona öyle göstermiş. Vazife-i teslimî onu öyle sevketmiş, mertebe-i tevekkül o dersini veriyor.
İhlas-ı ubudiyyet ona öyle nur vermiş. Nasraniyet veriyor; vesaite, esbaba bir tesir-i hakiki, hem onlara bakıyor;
Bir mânâ-yı ismiyle, zatında tesiri var zanneder de sapıyor. Velediyet mezhebi, akide-i tevellüd öyle de gösteriyor.
Vazife-i ruhbânî, meslek-i ruhbaniyet onu öyle sevketmiş. Felsefe-i tabiî o dini mağlub etmiş, işine karışıyor.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi