Sikke-i Tasdiki Gaybî - Fihrist
- SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ
- Risale-i Nur'dan parlak fıkralar ve bir kısım güzel mektublar
- Birinci Şua
- Birinci Sual
- İkinci Sual
- Birincisi
- Resail-in Nur'a işaret eden İkinci Âyet
- Üçüncü Âyet-i Meşhure
- Dördüncü Âyet-i Meşhure
- Beşinci Âyet
- Altıncı Âyet
- Yedinci Âyet
- Sekizinci Âyet
- Dokuzuncu Âyet
- Onuncu Âyet
- Onbirinci Âyet
- Onikinci Âyet
- Onüçüncü Âyet
- Ondördüncü Âyet
- Onbeşinci Âyet
- Onaltıncı Âyet
- Onyedinci Âyet
- Onsekizinci Âyet
- Ondokuzuncu Âyet
- Yirminci Âyet
- Yirmibirinci Âyet veya Âyetler
- Yirmiikinci Âyet ve Âyetler
- Yirmiüçüncü Âyet
- Yirmidördüncü Âyet ve Âyetler
- Yirmibeşinci Âyet
- Yirmialtıncı Âyet
- Yirmiyedinci Âyet
- Yirmisekizinci Âyet
- Yirmidokuzuncu Âyet
- Sekizinci Şua
- Otuzbirinci Mektub'un Otuzbirinci Lem'asının Otuzbir Mes'elesinden bir mes'eledir.
- Onsekizinci Lem'a
- Yirmisekizinci Lem'a
- Sekizinci Lem'a
- Risale-i Nur'dan parlak fıkralar ve bir kısım güzel mektublar
Sikke-i Tasdiki Gaybî - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Sikke-i Tasdiki Gaybî - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
teşevvüş-ü fikrî geçirdiğim sıralarda, pek şiddetli bir surette Hazret-i Gavs'tan istimdad eyledim. Bir-iki yerde bahsettiğim gibi, Fütuh-ul Gayb kitabı ile ve dua ve himmetiyle imdadıma yetişti ve o buhranı geçirdim. İşte o müridi ise, bîçare Said-ül Kürdî olduğunu meşhur kasidesinde kat'î gösterdiği gibi, bu kasidede de
فَمُر۪يد۪ى
den murad odur. Çünki
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
ebced hesabıyla bin üçyüz otuzdokuz (1339) eder. O zaman memleketime nisbeten garb sayılan İstanbul'da idim.
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
makam-ı ebcedîsi zaman-ı istimdadıma tevafuk ediyor. Hesabda
اِذَا
lafzı dâhil olmaz. Çünki
اِذَا
zamanı gösteriyor,
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
cümlesi o mübhem zamanı tayin ediyor.
Hem ezcümle, "Mecmuat-ül Ahzab"ın ikinci cildinin 379'uncu sahifesinde Hazret-i Gavs'ın "Vird-ül İşâ" namındaki münacatında şu fıkra var:
فَالْوَاصِلُ
{(Haşiye):
فَالْوَاصِلُ
kelimesi müteaddî olmak cihetiyle, Sözleriyle selâmete îsal edici demektir.}
اِلٰى سَاحِلِ السَّلَامَةِ هُوَ السَّع۪يدُ الْمُقَرَّبُ
{(Haşiye-1):
اَلْمُقَرَّبُ
müşedded râ bir sayılsa, Üstadımızın lakabı olan "En-Nursî" kelimesinin aynıdır. Yalnız atf için "vav" var. Tam tevafukla, mukarrebden murad Nurslu olduğunu gösteriyor.
اَلْمُقَرَّبُ
de şeddeli râ iki sayılsa "Bedîüzzaman Nursî" ya-i muhaffefle aynıdır. Yalnız iki fark var. İki hemze-i vasl sayılsa, tam tamına tevafukla
اَلْمُقَرَّبُ
doğrudan doğruya ona işaret ediyor. Şamlı Tevfik, Süleyman, Ali}
وَ ذُو الْهَلَاكِ هُوَ الشَّقِىُّ الْمُبَعَّدُ وَ الْمُعَذَّبُ
İşte Gavs'ın şu fıkrası,
فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ
âyetinin bir nevi tefsiridir. Şu küllî âyetin bir kısım efradını, altıncı asır ve ondördüncü asırda âyetin külliyetinde dâhil bir kısım efrad-ı mahsusayı irae ettiğine müteaddid emareler var. Âyetin külliyetinde
فَمُر۪يد۪ى
den murad odur. Çünki
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
ebced hesabıyla bin üçyüz otuzdokuz (1339) eder. O zaman memleketime nisbeten garb sayılan İstanbul'da idim.
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
makam-ı ebcedîsi zaman-ı istimdadıma tevafuk ediyor. Hesabda
اِذَا
lafzı dâhil olmaz. Çünki
اِذَا
zamanı gösteriyor,
دَعَان۪ى بِغَرْبٍ
cümlesi o mübhem zamanı tayin ediyor.
Hem ezcümle, "Mecmuat-ül Ahzab"ın ikinci cildinin 379'uncu sahifesinde Hazret-i Gavs'ın "Vird-ül İşâ" namındaki münacatında şu fıkra var:
فَالْوَاصِلُ
{(Haşiye):
فَالْوَاصِلُ
kelimesi müteaddî olmak cihetiyle, Sözleriyle selâmete îsal edici demektir.}
اِلٰى سَاحِلِ السَّلَامَةِ هُوَ السَّع۪يدُ الْمُقَرَّبُ
{(Haşiye-1):
اَلْمُقَرَّبُ
müşedded râ bir sayılsa, Üstadımızın lakabı olan "En-Nursî" kelimesinin aynıdır. Yalnız atf için "vav" var. Tam tevafukla, mukarrebden murad Nurslu olduğunu gösteriyor.
اَلْمُقَرَّبُ
de şeddeli râ iki sayılsa "Bedîüzzaman Nursî" ya-i muhaffefle aynıdır. Yalnız iki fark var. İki hemze-i vasl sayılsa, tam tamına tevafukla
اَلْمُقَرَّبُ
doğrudan doğruya ona işaret ediyor. Şamlı Tevfik, Süleyman, Ali}
وَ ذُو الْهَلَاكِ هُوَ الشَّقِىُّ الْمُبَعَّدُ وَ الْمُعَذَّبُ
İşte Gavs'ın şu fıkrası,
فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَ سَع۪يدٌ
âyetinin bir nevi tefsiridir. Şu küllî âyetin bir kısım efradını, altıncı asır ve ondördüncü asırda âyetin külliyetinde dâhil bir kısım efrad-ı mahsusayı irae ettiğine müteaddid emareler var. Âyetin külliyetinde
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi