Mektubat - Fihrist
- MEKTUBAT
- Birinci Mektub
- İkinci Mektub
- Üçüncü Mektub
- Dördüncü Mektub
- Beşinci Mektub
- Altıncı Mektub
- Yedinci Mektub
- Sekizinci Mektub
- Dokuzuncu Mektub
- Onuncu Mektub
- Onbirinci Mektub
- Onikinci Mektub
- Onüçüncü Mektub
- Ondördüncü Mektub
- Onbeşinci Mektub
- Onaltıncı Mektub
- Onyedinci Mektub
- Onsekizinci Mektub
- Ondokuzuncu Mektub
- Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.)
- BİRİNCİ NÜKTELİ İŞARET
- İKİNCİ NÜKTELİ İŞARET
- ÜÇÜNCÜ NÜKTELİ İŞARET
- DÖRDÜNCÜ NÜKTELİ İŞARET
- BEŞİNCİ NÜKTELİ İŞARET
- ALTINCI NÜKTELİ İŞARET
- YEDİNCİ NÜKTELİ İŞARET
- SEKİZİNCİ İŞARET
- DOKUZUNCU İŞARET
- ONUNCU İŞARET
- ONBİRİNCİ İŞARET
- ONİKİNCİ İŞARET
- ONÜÇÜNCÜ İŞARET
- ONDÖRDÜNCÜ İŞARET
- ONBEŞİNCİ İŞARET
- ONALTINCI İŞARET
- ONYEDİNCİ İŞARET
- ONSEKİZİNCİ İŞARET
- ONDOKUZUNCU NÜKTELİ İŞARET
- Bir İkram-ı İlahî ve Bir Eser-i İnayet-i Rabbaniye
- Mu'cizat-ı Ahmediye'nin Birinci Zeyli
- Yirminci Mektub
- Yirmibirinci Mektub
- Yirmiikinci Mektub
- Yirmiüçüncü Mektub
- Yirmidördüncü Mektub
- Yirmibeşinci Mektub
- Yirmialtıncı Mektub
- Yirmiyedinci Mektub
- Yirmisekizinci Mektub
- Yirmidokuzuncu Mektub
- Birinci Kısım@Yirmidokuzuncu
- İkinci Risale olan İkinci Kısım
- Üçüncü Risale olan Üçüncü Kısım
- Beşinci Risale olan Beşinci Kısım
- Altıncı Risale olan Altıncı Kısım
- Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli
- Yedinci Kısım
- Sekizinci Kısım olan Rumuzat-ı Semaniye
- Dokuzuncu Kısım
- Zeyl
- Birinci Hatvede
- İkinci Hatvede
- Üçüncü Hatvede
- Dördüncü Hatvede
- Hâtime
- Elhasıl
- Otuzuncu Mektub
- Otuzbirinci Mektub
- Otuzikinci Mektub
- Otuzüçüncü Mektub
- İşarat-ı Gaybiye hakkında bir takriz
- Hakikat Çekirdekleri
- Fihriste-i Mektubat
- Hakikat Işıkları
Mektubat - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Mektubat - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan meydana çıktığı vakit bütün âleme meydan okudu ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı:
Birisi:
Dostlarında hiss-i taklidi; yani sevgili Kur'anın üslûbuna karşı benzemeklik arzusu ve onun gibi konuşmak hissi...
İkincisi:
Düşmanlarda bir hiss-i tenkid ve muaraza; yani Kur'an üslûbuna mukabele etmekle dava-yı i'cazı kırmak hissi...
İşte bu iki hiss-i şedid ile milyonlar Arabî kitablar yazılmışlar, meydandadır. Şimdi bütün bu kitabların en beligleri, en fasihleri Kur'anla beraber okunduğu vakit, her kim dinlese, kat'iyyen diyecek ki; Kur'an bunların hiçbirisine benzemiyor. Demek Kur'an, umum bu kitabların derecesinde değildir. Öyle ise herhalde, ya Kur'an umumunun altında olacak; o ise yüz derece muhal olmakla beraber, hiç kimse, hattâ şeytan bile olsa diyemez.
{(Haşiye): Yirmialtıncı Mektub'un ehemmiyetli Birinci Mebhası, şu cümlenin haşiyesi ve izahıdır.}
Öyle ise Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, yazılan umum kitabların fevkindedir.
Hattâ manayı da fehmetmeyen cahil âmi tabakaya karşı da Kur'an-ı Hakîm, usandırmamak suretiyle i'cazını gösterir. Evet o âmi, cahil adam der ki: "En güzel, en meşhur bir beyti iki-üç defa işitsem, bana usanç veriyor. Şu Kur'an ise hiç usandırmıyor, gittikçe daha ziyade dinlemesi hoşuma gidiyor. Öyle ise bu insan sözü değildir."
Hem hıfza çalışan çocukların tabakasına karşı dahi, Kur'an-ı Hakîm o nazik, zaîf, basit ve bir sahife kitabı hıfzında tutamayan o çocukların küçük kafalarında, o büyük Kur'an ve çok yerlerinde iltibas ve müşevveşiyete sebebiyet veren birbirine benzeyen âyetlerin ve cümlelerin teşabühüyle beraber; kemal-i sühuletle, kolaylıkla o çocukların hâfızalarında yerleşmesi suretinde, i'cazını onlara dahi gösterir.
Hattâ az sözden ve gürültüden müteessir olan hastalara ve sekeratta olanlara karşı Kur'anın zemzemesi ve sadâsı; zemzem suyu gibi onlara hoş ve tatlı geldiği cihetle, bir nevi i'cazını onlara da ihsas eder.
Elhasıl:
Kırk muhtelif tabakata ve ayrı ayrı insanlara, kırk vecihle Kur'an-ı Hakîm i'cazını gösterir veya i'cazının vücudunu ihsas eder. Kimseyi mahrum bırakmaz. Hattâ yalnız gözü bulunan
{(Haşiye-1): Yalnız gözü bulunan; kulaksız, kalbsiz tabakasına karşı vech-i i'cazı, burada gayet mücmel ve muhtasar ve nâkıs kalmıştır. Fakat bu vech-i i'cazı Yirmidokuzuncu ve Otuzuncu Mektublarda (Otuzuncu Mektub pek parlak tasavvur ve niyet edilmişti; fakat yerini başkasına, İşarat-ül İ'caz'a verdi. Kendisi meydana çıkmadı.) gayet parlak ve nuranî ve zahir ve bahir gösterilmiştir, hattâ körler de görebilir. O vech-i i'cazı gösterecek bir Kur'an yazdırdık. İnşâallah tab' edilecek, herkes de o güzel vechi görecektir.}
kulaksız,
Birisi:
Dostlarında hiss-i taklidi; yani sevgili Kur'anın üslûbuna karşı benzemeklik arzusu ve onun gibi konuşmak hissi...
İkincisi:
Düşmanlarda bir hiss-i tenkid ve muaraza; yani Kur'an üslûbuna mukabele etmekle dava-yı i'cazı kırmak hissi...
İşte bu iki hiss-i şedid ile milyonlar Arabî kitablar yazılmışlar, meydandadır. Şimdi bütün bu kitabların en beligleri, en fasihleri Kur'anla beraber okunduğu vakit, her kim dinlese, kat'iyyen diyecek ki; Kur'an bunların hiçbirisine benzemiyor. Demek Kur'an, umum bu kitabların derecesinde değildir. Öyle ise herhalde, ya Kur'an umumunun altında olacak; o ise yüz derece muhal olmakla beraber, hiç kimse, hattâ şeytan bile olsa diyemez.
{(Haşiye): Yirmialtıncı Mektub'un ehemmiyetli Birinci Mebhası, şu cümlenin haşiyesi ve izahıdır.}
Öyle ise Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, yazılan umum kitabların fevkindedir.
Hattâ manayı da fehmetmeyen cahil âmi tabakaya karşı da Kur'an-ı Hakîm, usandırmamak suretiyle i'cazını gösterir. Evet o âmi, cahil adam der ki: "En güzel, en meşhur bir beyti iki-üç defa işitsem, bana usanç veriyor. Şu Kur'an ise hiç usandırmıyor, gittikçe daha ziyade dinlemesi hoşuma gidiyor. Öyle ise bu insan sözü değildir."
Hem hıfza çalışan çocukların tabakasına karşı dahi, Kur'an-ı Hakîm o nazik, zaîf, basit ve bir sahife kitabı hıfzında tutamayan o çocukların küçük kafalarında, o büyük Kur'an ve çok yerlerinde iltibas ve müşevveşiyete sebebiyet veren birbirine benzeyen âyetlerin ve cümlelerin teşabühüyle beraber; kemal-i sühuletle, kolaylıkla o çocukların hâfızalarında yerleşmesi suretinde, i'cazını onlara dahi gösterir.
Hattâ az sözden ve gürültüden müteessir olan hastalara ve sekeratta olanlara karşı Kur'anın zemzemesi ve sadâsı; zemzem suyu gibi onlara hoş ve tatlı geldiği cihetle, bir nevi i'cazını onlara da ihsas eder.
Elhasıl:
Kırk muhtelif tabakata ve ayrı ayrı insanlara, kırk vecihle Kur'an-ı Hakîm i'cazını gösterir veya i'cazının vücudunu ihsas eder. Kimseyi mahrum bırakmaz. Hattâ yalnız gözü bulunan
{(Haşiye-1): Yalnız gözü bulunan; kulaksız, kalbsiz tabakasına karşı vech-i i'cazı, burada gayet mücmel ve muhtasar ve nâkıs kalmıştır. Fakat bu vech-i i'cazı Yirmidokuzuncu ve Otuzuncu Mektublarda (Otuzuncu Mektub pek parlak tasavvur ve niyet edilmişti; fakat yerini başkasına, İşarat-ül İ'caz'a verdi. Kendisi meydana çıkmadı.) gayet parlak ve nuranî ve zahir ve bahir gösterilmiştir, hattâ körler de görebilir. O vech-i i'cazı gösterecek bir Kur'an yazdırdık. İnşâallah tab' edilecek, herkes de o güzel vechi görecektir.}
kulaksız,
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi