medenî ve mukaddes tezahüratından ibret almamak mümkin değildir...
...Teşkilât-ı esasiye kanunumuz, kavmiyet daiyesini izale, Türklük camiasında bilâtefrik, vatandaşlık haklarını tebarüz ettirdiği halde, maalesef Afyon mahkemesi kararında: “Said-i Nursî’nin damarlarında, akidelerinde Kürtlük kanı olduğunu” diğer müvekkilim Ahmet Feyzî Kul’un: “Said’e, Risale-i Nur’a ifrat derecesinde bağlılığı, Maidet-ül Kur’ân ve Hazinet-ül Bürhan eseriyle mahkemede okuduğu şa’şaalı müdafaanamesinde Said’in müdafiliğini yaparcasına zararlı ve irtica’î (150) bir din mücahedesi yürüttüğünü...” asılsız, esassız te’villerle öne sürerek, adeta zulmet ma’kusu olan “NUR” ta’birinden öfkelenerek, daha emsali tarafgirane faraziyeler, lafız-murad sözlere temas ile, her ikisi hakkında cezanın teşdidini istihdaf yoluyla: adaletin pek müessir surette, bir idare memuru zihniyetiyle hissiyata kapılmıştır...
... Çok ziyade İslâmiyete, mukaddesata bağlı asil kahraman Türkler, İslâmiyetin tevhid akidesini, alemdarlık vazifesini benimsemek, bilâtefrik hakiki ilim sahiplerine, mukaddesata hürmet etmekle yükselmişler. Bu şeref ve fazileti kıyamete kadar da yaşatabilecek tecellilere mazhar olmuşlardır. Müvekkillerimden başka her Müslümanın gayesi de bu dinî tecellilerin payidar olmasıdır. Maalesef hüküm sahalarında bile Kürtlüğü, kavmiyeti ortaya atanların ilmî, tarihî tedkikleri, tecrübeleri noksan olsa gerektir ve garazkârlıktır.
(149) Buradan itabaren bir çok mühim hatıralarını ve şâhidi olduğu Bediüzzaman’la ilgili hadiseleri anlatıyor. Ancak bunlar kısmen bu kitabın ilgili yerlerinde bazı vesilelerle kaydedildiği için tekrarlamadık. A.B.
(150) Mahkeme kararnamesinin bir yerinde -İstte geçtiği gibi- Bediüzzaman Hazretlerinin Kürtlük yaptığını, ya da buna bir tezat teşkil eden, halis bir Türk olan Ahmet Feyzi Kul’un Bediüzzaman’ı medhederek irticaî din mücahedesi yürüttüğünü yazması acib tezatlık ve garib mültezemliğin ibret verici bir örneği değil de nedir? A.B.
Hicri dokuzyüz tarihlerinde bütün şark vilâyetlerini din şerefine tav’an, Osmanlı Türk hükûmetine bağlamak şerefi ile mübahî olan himmeti dünyaca müsellem bulunan Hâkim-üd-din İDRİS BİTLİSÎ o gün hem Kürt, hem Türk idi.
Bugün de, her mânâsıyla Said olan evlâdları hakkında: “Kürtmüş, şaki imiş...” damgası ile şiddetli cezalara lâyık görülüyorlar. Dünyevî mevki,
...Teşkilât-ı esasiye kanunumuz, kavmiyet daiyesini izale, Türklük camiasında bilâtefrik, vatandaşlık haklarını tebarüz ettirdiği halde, maalesef Afyon mahkemesi kararında: “Said-i Nursî’nin damarlarında, akidelerinde Kürtlük kanı olduğunu” diğer müvekkilim Ahmet Feyzî Kul’un: “Said’e, Risale-i Nur’a ifrat derecesinde bağlılığı, Maidet-ül Kur’ân ve Hazinet-ül Bürhan eseriyle mahkemede okuduğu şa’şaalı müdafaanamesinde Said’in müdafiliğini yaparcasına zararlı ve irtica’î (150) bir din mücahedesi yürüttüğünü...” asılsız, esassız te’villerle öne sürerek, adeta zulmet ma’kusu olan “NUR” ta’birinden öfkelenerek, daha emsali tarafgirane faraziyeler, lafız-murad sözlere temas ile, her ikisi hakkında cezanın teşdidini istihdaf yoluyla: adaletin pek müessir surette, bir idare memuru zihniyetiyle hissiyata kapılmıştır...
... Çok ziyade İslâmiyete, mukaddesata bağlı asil kahraman Türkler, İslâmiyetin tevhid akidesini, alemdarlık vazifesini benimsemek, bilâtefrik hakiki ilim sahiplerine, mukaddesata hürmet etmekle yükselmişler. Bu şeref ve fazileti kıyamete kadar da yaşatabilecek tecellilere mazhar olmuşlardır. Müvekkillerimden başka her Müslümanın gayesi de bu dinî tecellilerin payidar olmasıdır. Maalesef hüküm sahalarında bile Kürtlüğü, kavmiyeti ortaya atanların ilmî, tarihî tedkikleri, tecrübeleri noksan olsa gerektir ve garazkârlıktır.
(149) Buradan itabaren bir çok mühim hatıralarını ve şâhidi olduğu Bediüzzaman’la ilgili hadiseleri anlatıyor. Ancak bunlar kısmen bu kitabın ilgili yerlerinde bazı vesilelerle kaydedildiği için tekrarlamadık. A.B.
(150) Mahkeme kararnamesinin bir yerinde -İstte geçtiği gibi- Bediüzzaman Hazretlerinin Kürtlük yaptığını, ya da buna bir tezat teşkil eden, halis bir Türk olan Ahmet Feyzi Kul’un Bediüzzaman’ı medhederek irticaî din mücahedesi yürüttüğünü yazması acib tezatlık ve garib mültezemliğin ibret verici bir örneği değil de nedir? A.B.
Hicri dokuzyüz tarihlerinde bütün şark vilâyetlerini din şerefine tav’an, Osmanlı Türk hükûmetine bağlamak şerefi ile mübahî olan himmeti dünyaca müsellem bulunan Hâkim-üd-din İDRİS BİTLİSÎ o gün hem Kürt, hem Türk idi.
Bugün de, her mânâsıyla Said olan evlâdları hakkında: “Kürtmüş, şaki imiş...” damgası ile şiddetli cezalara lâyık görülüyorlar. Dünyevî mevki,