Âsâr-ı Bediiye - Fihrist
- ÂSÂR-I BEDİİYYE
- Nokta Risalesi@—
- ŞUAAT-Ü MARİFET-ÜN NEBÎYY@aaaas
- Rumûz@—
- İşârât@—
- Tulûât@—
- Hutuvât-ı Sitte@—
- Sünûhât@—
- Deva-ül Ye’s@—
- Muhâkemat@—
- Münâzarat@—
- Hutbe-i Şâmiye@—
- Teşhis-ül İllet@—
- TEŞHİS-ÜL İLLET'İN ZEYLİ@—
- Divan-ı Harb-i Örfî@—
- Nutuklar@—
- Makaleler Kısmı@—
- Lemeât@—
- Hakikat Çekirdekleri@—
- Hakikat Çekirdekleri (2)@—
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı@—
- Tarihçe-i Hayatın Zeyli@—
- VUKUFSUZ EHL-İ VUKUFA CEVAP@—
- HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA@—
Âsâr-ı Bediiye - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Âsâr-ı Bediiye - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Yedinci Menba':
Şu altı menba'dan çıkan envar-ı sittenin imtizacından tevellüd eden, hüsn-ü hakikiden hasıl olan zevk-i i'cazdır ki, hadsen bilinir. Tabirine lisan ve fikir kasırdır.
Şimdi o yedi menabi'den yalnız birinci menba'dan ikinci cüz'ü olan belağat-ı nazm noktasında dühat-ı belâğat olan Abdulkâhir-i Cürcanî, Zemahşerî, Sekkâkî, Câhız üç tarik ile i'cazın vücûduna katiyyen hükmetmişlerdir.
Birincisi:
Kavm-i Arab, bedevî, ümmî, kendilerine münasib bir muhit-i acibde uzanmışken; beşerdeki inkılâbat-ı azîme onları uyandırmış. Divanları şiir, ilimleri belâğat, medar-ı müfaharetleri fesahat olmuş. Akvamın en zekisi, cevelân-ı zihne en muhtacı olduğu bir mevsim-i bahar zamanında Kur'ân, haşmet-i belâğatıyla Kureyş maşrikından tulu' etti. Cidar-ı Ka'be'de altun ile yazılmış olan temasil-i belağatlarından Muallakat-ı Seb'ayı sildi, söndürdü. İ'cazı iddia ve muarazaya davet ederek; o umera-yı belağat ve hükkâm-ı fesahat asabî, şedid-üş şekime kavmin şiddetle asabına dokundurdu. Damar-ı asabiyetini tahrik ve izzet-i nefislerini levm ve tesfih ve terzil ile kırdı. En hassas hiss-i mezhebîlerini tadlille galeyana getirdiği halde; uzun bir zamanda tahaddî ile meydan okuyordu. O mağrur, mütekebbir, izzet-i nefisleri yaralanmış büleğa muaraza edemediler. Eğer iktidarları dahilinde olsa idi, bizzarûre sükût etmez idiler. Demek istediler; aczi hissettiler, sustular. Öyle ise onların aczi İ'câz-ı Kur'ân'ın delilidir.
İkinci Tarik:
Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur'ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tedkikten geçirdikten sonra, bilittifak şehâdet veriyorlar ki; Kur'ân öyle mezaya, letaif, hakâika câmidir ki, kelam-ı beşerde olamaz. Bu şâhid, binlerce binlerdir. Bu şahidlerin sıdkına şâhid şudur ki; Kur'ân beşer âleminde öyle bir tahavvül-ü azîm ve bir inkılâb-ı cesim îka'; Ve yetiştirdiği milyonlar evliya ve insan-ı kâmil olan semeratıyla hakikatının pek kuvvetli olduğuna delalet eden; Ve mürûr-u zaman ile vicdana hâkimiyeti devam eden bir diyanet-i vâsiayı te'sis etmiştir ki; zaman ihtiyarlandıkça o gençleşir. Ve ulûmunun menba'ı olan Kur'ân tekerrür ettikçe tatlılaşır. Öyle ise:
اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحٰى
Üçüncü Tarik:
İptal-ı dava-yı Nebîde, büleğa-yı muannidîn, hâsidîn için iki yol vardı.
Şu altı menba'dan çıkan envar-ı sittenin imtizacından tevellüd eden, hüsn-ü hakikiden hasıl olan zevk-i i'cazdır ki, hadsen bilinir. Tabirine lisan ve fikir kasırdır.
Şimdi o yedi menabi'den yalnız birinci menba'dan ikinci cüz'ü olan belağat-ı nazm noktasında dühat-ı belâğat olan Abdulkâhir-i Cürcanî, Zemahşerî, Sekkâkî, Câhız üç tarik ile i'cazın vücûduna katiyyen hükmetmişlerdir.
Birincisi:
Kavm-i Arab, bedevî, ümmî, kendilerine münasib bir muhit-i acibde uzanmışken; beşerdeki inkılâbat-ı azîme onları uyandırmış. Divanları şiir, ilimleri belâğat, medar-ı müfaharetleri fesahat olmuş. Akvamın en zekisi, cevelân-ı zihne en muhtacı olduğu bir mevsim-i bahar zamanında Kur'ân, haşmet-i belâğatıyla Kureyş maşrikından tulu' etti. Cidar-ı Ka'be'de altun ile yazılmış olan temasil-i belağatlarından Muallakat-ı Seb'ayı sildi, söndürdü. İ'cazı iddia ve muarazaya davet ederek; o umera-yı belağat ve hükkâm-ı fesahat asabî, şedid-üş şekime kavmin şiddetle asabına dokundurdu. Damar-ı asabiyetini tahrik ve izzet-i nefislerini levm ve tesfih ve terzil ile kırdı. En hassas hiss-i mezhebîlerini tadlille galeyana getirdiği halde; uzun bir zamanda tahaddî ile meydan okuyordu. O mağrur, mütekebbir, izzet-i nefisleri yaralanmış büleğa muaraza edemediler. Eğer iktidarları dahilinde olsa idi, bizzarûre sükût etmez idiler. Demek istediler; aczi hissettiler, sustular. Öyle ise onların aczi İ'câz-ı Kur'ân'ın delilidir.
İkinci Tarik:
Kelâmın havassına ve mezaya ve letaifine âşina olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur'ânı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tedkikten geçirdikten sonra, bilittifak şehâdet veriyorlar ki; Kur'ân öyle mezaya, letaif, hakâika câmidir ki, kelam-ı beşerde olamaz. Bu şâhid, binlerce binlerdir. Bu şahidlerin sıdkına şâhid şudur ki; Kur'ân beşer âleminde öyle bir tahavvül-ü azîm ve bir inkılâb-ı cesim îka'; Ve yetiştirdiği milyonlar evliya ve insan-ı kâmil olan semeratıyla hakikatının pek kuvvetli olduğuna delalet eden; Ve mürûr-u zaman ile vicdana hâkimiyeti devam eden bir diyanet-i vâsiayı te'sis etmiştir ki; zaman ihtiyarlandıkça o gençleşir. Ve ulûmunun menba'ı olan Kur'ân tekerrür ettikçe tatlılaşır. Öyle ise:
اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحٰى
Üçüncü Tarik:
İptal-ı dava-yı Nebîde, büleğa-yı muannidîn, hâsidîn için iki yol vardı.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi