Âsâr-ı Bediiye - Fihrist
- ÂSÂR-I BEDİİYYE
- Nokta Risalesi@—
- ŞUAAT-Ü MARİFET-ÜN NEBÎYY@aaaas
- Rumûz@—
- İşârât@—
- Tulûât@—
- Hutuvât-ı Sitte@—
- Sünûhât@—
- Deva-ül Ye’s@—
- Muhâkemat@—
- Münâzarat@—
- Hutbe-i Şâmiye@—
- Teşhis-ül İllet@—
- TEŞHİS-ÜL İLLET'İN ZEYLİ@—
- Divan-ı Harb-i Örfî@—
- Nutuklar@—
- Makaleler Kısmı@—
- Lemeât@—
- Hakikat Çekirdekleri@—
- Hakikat Çekirdekleri (2)@—
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı@—
- Tarihçe-i Hayatın Zeyli@—
- VUKUFSUZ EHL-İ VUKUFA CEVAP@—
- HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA@—
Âsâr-ı Bediiye - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Âsâr-ı Bediiye - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Evet çakıl taşları, Uhud Dağı'ndan daha ağır telakki etmek, ne kadar akılsızlıksa; hem cinnet-i mahmûme.
Mümin mü'mine karşı, adaveti o kadar elbette kalbsizliktir. Hem de mizan-ı hissde, müminler de adavet; zıddır İslâm-ı selâma.
Olsa olsa yalnız, acımak mânâsında, garazsız olabilir. Elhasıl: İslâmiyet, uhuvveti istiyor. Muhabbetse imana bir lâzime.
Su-i hulkun azabı, içinde mündemiçtir. Hüsn-ü hulkun sevabı, içinde münderiçtir. Öyle ise işi bırak, o Âdil-i Hakîme.
Fenn-i hazır içinde, cehl-i mahz müstetirdir. Zîrâ âsâr-ı Hâlık-ı Kadîr, esbabın hesabına, vesaitin namına kaydediyor, telkin eder âleme.
* * *
Beşerde Şu Zelzele, İslâmdaki Tezelzül; Tenezzül-ü Tezellülü İzale Ederek, Ona İstiklal, İstikrâr Verecek. Belki Garbı Garîb, Şarkı Şarık Edecek
Bir vakit biri dedi: "Medeniyet-i küffar, İslâma belâ oldu. Şimdi Sosyalist çıktı, dünyayı karıştırdı, müfritleri dehşetli."
Ben demiştim: "Hiç korkma! Medeniyet-i avam, sosyalist gayesidir Düsturları bozmuyor, İslâmî esasatı, düşünsün Avrupalı."
Fakat havassa mahsus, medeniyet-i sefihe, bozmağa çalışırdı, İslâma pek pahalı düştü, hem de belalı...
Büyük rüşveti aldı. Zîrâ ki maddiyyunluk, hem engizisyonluk mayasıyla yoğrulmuş, şu hazır medeniyet, cazibe cerbezeli,
Aldatıcı, müşevvik vesaitle mücehhez, hevesle cazibedar. O sahhare-i fettâne, din ve namus fazilet, hissiyat-ı meâli
Bedeline kendini İslâmlara satıyor. Şa'şa'lı bir hayat, gösterip takdim eder; dinden hem de namusdan, hem de bir iki katlı,
Fazla rüşvet alıyor. Fakat sosyalistlikse, basit ve hem de sade bir hayatı gösterir, cumhura takdim eder. Onun da mukabili;
Kimse dinden namustan, büyük bir hisse vermek, hem de feda etmeğe icbar etmez, edemez. Hem de kimse hissetmez, kendini ona borçlu.
Mümin mü'mine karşı, adaveti o kadar elbette kalbsizliktir. Hem de mizan-ı hissde, müminler de adavet; zıddır İslâm-ı selâma.
Olsa olsa yalnız, acımak mânâsında, garazsız olabilir. Elhasıl: İslâmiyet, uhuvveti istiyor. Muhabbetse imana bir lâzime.
Su-i hulkun azabı, içinde mündemiçtir. Hüsn-ü hulkun sevabı, içinde münderiçtir. Öyle ise işi bırak, o Âdil-i Hakîme.
Fenn-i hazır içinde, cehl-i mahz müstetirdir. Zîrâ âsâr-ı Hâlık-ı Kadîr, esbabın hesabına, vesaitin namına kaydediyor, telkin eder âleme.
Beşerde Şu Zelzele, İslâmdaki Tezelzül; Tenezzül-ü Tezellülü İzale Ederek, Ona İstiklal, İstikrâr Verecek. Belki Garbı Garîb, Şarkı Şarık Edecek
Bir vakit biri dedi: "Medeniyet-i küffar, İslâma belâ oldu. Şimdi Sosyalist çıktı, dünyayı karıştırdı, müfritleri dehşetli."
Ben demiştim: "Hiç korkma! Medeniyet-i avam, sosyalist gayesidir Düsturları bozmuyor, İslâmî esasatı, düşünsün Avrupalı."
Fakat havassa mahsus, medeniyet-i sefihe, bozmağa çalışırdı, İslâma pek pahalı düştü, hem de belalı...
Büyük rüşveti aldı. Zîrâ ki maddiyyunluk, hem engizisyonluk mayasıyla yoğrulmuş, şu hazır medeniyet, cazibe cerbezeli,
Aldatıcı, müşevvik vesaitle mücehhez, hevesle cazibedar. O sahhare-i fettâne, din ve namus fazilet, hissiyat-ı meâli
Bedeline kendini İslâmlara satıyor. Şa'şa'lı bir hayat, gösterip takdim eder; dinden hem de namusdan, hem de bir iki katlı,
Fazla rüşvet alıyor. Fakat sosyalistlikse, basit ve hem de sade bir hayatı gösterir, cumhura takdim eder. Onun da mukabili;
Kimse dinden namustan, büyük bir hisse vermek, hem de feda etmeğe icbar etmez, edemez. Hem de kimse hissetmez, kendini ona borçlu.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi