Âsâr-ı Bediiye - Fihrist
- ÂSÂR-I BEDİİYYE
- Nokta Risalesi@—
- ŞUAAT-Ü MARİFET-ÜN NEBÎYY@aaaas
- Rumûz@—
- İşârât@—
- Tulûât@—
- Hutuvât-ı Sitte@—
- Sünûhât@—
- Deva-ül Ye’s@—
- Muhâkemat@—
- Münâzarat@—
- Hutbe-i Şâmiye@—
- Teşhis-ül İllet@—
- TEŞHİS-ÜL İLLET'İN ZEYLİ@—
- Divan-ı Harb-i Örfî@—
- Nutuklar@—
- Makaleler Kısmı@—
- Lemeât@—
- Hakikat Çekirdekleri@—
- Hakikat Çekirdekleri (2)@—
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı@—
- Tarihçe-i Hayatın Zeyli@—
- VUKUFSUZ EHL-İ VUKUFA CEVAP@—
- HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA@—
Âsâr-ı Bediiye - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Âsâr-ı Bediiye - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Desatir-i mühimme, o kıssa zımnındadır. Vücûhunda tenevvü', cihatı da kesire; ikinci derecede tebaiye. Bir cihet-i hayatın mazîye müstakbele uzanmış derin hem pek de geniş, İçtimaî hayatın desatiri cami'dir; ziya gıda gibidir, İhtiyac-ı hakikat.
Düstur tekerrür etse, ders de tekerrür eder. İkinci derecede, binler düsturlarından birkaç tane nümune: Meselâ, Firavun'a hitaben, şu cümle-i azamet.. Meselâ:
فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ
Şu Feraîn-ı Mısrînin; mumyalarla emvatın, ecsadını mazîden, müstakbele nakleden, garip bir düstûr-u mevt-alûd-i hayatı, ihtarla verir dehşet.
Hatta Firavun-u Musa bedeni de nâcîdir, seyl-i zaman atmıştır; mumya tahta üstüne, şu asrın sahiline, atik bir yadigâr-ı ibret. Meselâ:
يَا هَامَانُ ابْنِ ل۪ى صَرْحًا
Şu kelâm bize diyor: O dağsız düz kıtanın, tağî selâtininde, ehramların inşası, arzu-yu garibî, bir meyelân-ı haşmet
Hükümran olduğunu; muhteşem ehramlara, zulüm ve abes şeylere, vücud veren bir düstûr, bu cümle eder ihtar, verir bir ders-i hikmet. Meselâ:
اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى
Şu hüküm beşere der: Akvam-ı cihanın beyninde, kavm-i benî İsrail, efradları elinde, muzır hem de haram, gayet büyük bir servet.
Lâsiyyema vesail-i riba ile, servetleri tutturan, hem de onu toplayan, hariskâr bir düsturu, şu cümle ihtar eder; dinliyor beşeriyet.
Meselâ :
وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا
Şu cümlenin zımnından, kavm-i Yehûd'a mahsus bir tarz-ı hırs-ı hayat, bir çeşit havf-ı memat, beşere ihtar eder, bir düstur-u garabet.
Onlardan bir cemaat, huzur-u Nebevi'de, münazara isterken; "Kendini haklı bilen, mevti temenni edip izhar etsin bir hüccet"
Düstur tekerrür etse, ders de tekerrür eder. İkinci derecede, binler düsturlarından birkaç tane nümune: Meselâ, Firavun'a hitaben, şu cümle-i azamet.. Meselâ:
فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ
Şu Feraîn-ı Mısrînin; mumyalarla emvatın, ecsadını mazîden, müstakbele nakleden, garip bir düstûr-u mevt-alûd-i hayatı, ihtarla verir dehşet.
Hatta Firavun-u Musa bedeni de nâcîdir, seyl-i zaman atmıştır; mumya tahta üstüne, şu asrın sahiline, atik bir yadigâr-ı ibret. Meselâ:
يَا هَامَانُ ابْنِ ل۪ى صَرْحًا
Şu kelâm bize diyor: O dağsız düz kıtanın, tağî selâtininde, ehramların inşası, arzu-yu garibî, bir meyelân-ı haşmet
Hükümran olduğunu; muhteşem ehramlara, zulüm ve abes şeylere, vücud veren bir düstûr, bu cümle eder ihtar, verir bir ders-i hikmet. Meselâ:
اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى
Şu hüküm beşere der: Akvam-ı cihanın beyninde, kavm-i benî İsrail, efradları elinde, muzır hem de haram, gayet büyük bir servet.
Lâsiyyema vesail-i riba ile, servetleri tutturan, hem de onu toplayan, hariskâr bir düsturu, şu cümle ihtar eder; dinliyor beşeriyet.
Meselâ :
وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا
Şu cümlenin zımnından, kavm-i Yehûd'a mahsus bir tarz-ı hırs-ı hayat, bir çeşit havf-ı memat, beşere ihtar eder, bir düstur-u garabet.
Onlardan bir cemaat, huzur-u Nebevi'de, münazara isterken; "Kendini haklı bilen, mevti temenni edip izhar etsin bir hüccet"
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi