Âsâr-ı Bediiye - Fihrist
- ÂSÂR-I BEDİİYYE
- Nokta Risalesi@—
- ŞUAAT-Ü MARİFET-ÜN NEBÎYY@aaaas
- Rumûz@—
- İşârât@—
- Tulûât@—
- Hutuvât-ı Sitte@—
- Sünûhât@—
- Deva-ül Ye’s@—
- Muhâkemat@—
- Münâzarat@—
- Hutbe-i Şâmiye@—
- Teşhis-ül İllet@—
- TEŞHİS-ÜL İLLET'İN ZEYLİ@—
- Divan-ı Harb-i Örfî@—
- Nutuklar@—
- Makaleler Kısmı@—
- Lemeât@—
- Hakikat Çekirdekleri@—
- Hakikat Çekirdekleri (2)@—
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı@—
- Tarihçe-i Hayatın Zeyli@—
- VUKUFSUZ EHL-İ VUKUFA CEVAP@—
- HAZRET-İ ÜSTAD'IN TASHİH VE TASARRUFLARI HAKKINDA@—
Âsâr-ı Bediiye - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Âsâr-ı Bediiye - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Zât-ı Akdes'ten neden istiğrab olunsun ki; ondan derecatla eshel ve ehaff olanı hamletsin. Evet bir dağı kaldıran, bir hokkayı kaldırabilmekten tereddüd etmek, sırf safsata etmektir.
Elhasıl:
Nasıl Kur'ân'ın bazısı, bazısına müfessirdir; kezalik kâinat kitabı dahi, bazı sutûru arkalarındaki san'at ve hikmeti tefsir eder.
İşaret:
Eğer desen: Bazı mutasavvifîn kelâmından ittisal ve ittihad ve hulûl zahir oluyor. Ve ondan tevehhüm edilir ki; bazı maddiyyunun mesleği olan vahdet-ül vücûda bir münasebet gösterir.
Elcevab:
Müteşabih hükmünde olan muhakkikîn-i sofiyenin şatahatını -ki vücûd-u Akdes'e hasr-ı nazar ve istiğrak ve mümkinattan tecerrüd cihetiyle- matmah-ı nazar ettikleri delil içinde neticeyi görmek, yani âlemden Sâni'i müşahede etmek tarîkıyla takib ettikleri meslek olan cedavil-i ekvanda cereyan-ı tecellîyatı ve melekûtiyet-i eşyada sereyan-ı füyûzâtı ve meraya-yı mevcûdâtta tecellî-i esma ve sıfatı ise; dîk-ul elfaz sebebiyle uluhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettikleri hakâikı başkalar anlamadılar!.. Sû'-i tefehhüm ile kendi isti'dad-ı şûrelerinden zuhûr eden evham-ı vâhiyeye, muhakkikînin kelimat ve şatahatını tatbik ettiler.
Yûha, onların akıllarına!.. Süreyya derecesinde olan muhakkikînin efkâr-ı mücerredeleri, sera derekesinde olan mukallidîn-i maddiyyunun efkâr-ı sefilesinden binler derece uzaktır.
Evet şu iki fikrin tatbikine çalışmak, şu zaman-ı terakkide akl-ı beşerin düçar-ı sekte olduğunu ve varta-i mevte düştüğünü izhar etmektir ki; insaniyet müteessifane nazar ederek ve istidad, tahkik ve terakki lisanıyla;
كَلَّا وَاللّٰهِ اَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّا وَ اَيْنَ الضِّيَٓاءُ السَّاطِعُ مِنَ الظُّلْمَةِ الطَّامِسَةِ
demeye mecbur oluyor.
İşaret:
Şunlar, ehl-i vahdet-üş şuhuddurlar. Fakat vahdet-ül vücûd ile mecazen tabir edilebilir. Fakat hakikaten vahdet-ül vücûd, bazı hükema-i kadîmenin meslek-i bâtılasıdır.
Tenbih:
Şu mutasavvifînin reis ve kebiri demiş ki: İttisali veya ittihadı veya hulûlü iddia eden mârifet-i İlahiyeden hiçbir şey istişmam etmemiştir. Evet mümkin, Vâcib ile nasıl ittisal veya ittihad edecek? Kellâ!..
Elhasıl:
Nasıl Kur'ân'ın bazısı, bazısına müfessirdir; kezalik kâinat kitabı dahi, bazı sutûru arkalarındaki san'at ve hikmeti tefsir eder.
İşaret:
Eğer desen: Bazı mutasavvifîn kelâmından ittisal ve ittihad ve hulûl zahir oluyor. Ve ondan tevehhüm edilir ki; bazı maddiyyunun mesleği olan vahdet-ül vücûda bir münasebet gösterir.
Elcevab:
Müteşabih hükmünde olan muhakkikîn-i sofiyenin şatahatını -ki vücûd-u Akdes'e hasr-ı nazar ve istiğrak ve mümkinattan tecerrüd cihetiyle- matmah-ı nazar ettikleri delil içinde neticeyi görmek, yani âlemden Sâni'i müşahede etmek tarîkıyla takib ettikleri meslek olan cedavil-i ekvanda cereyan-ı tecellîyatı ve melekûtiyet-i eşyada sereyan-ı füyûzâtı ve meraya-yı mevcûdâtta tecellî-i esma ve sıfatı ise; dîk-ul elfaz sebebiyle uluhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettikleri hakâikı başkalar anlamadılar!.. Sû'-i tefehhüm ile kendi isti'dad-ı şûrelerinden zuhûr eden evham-ı vâhiyeye, muhakkikînin kelimat ve şatahatını tatbik ettiler.
Yûha, onların akıllarına!.. Süreyya derecesinde olan muhakkikînin efkâr-ı mücerredeleri, sera derekesinde olan mukallidîn-i maddiyyunun efkâr-ı sefilesinden binler derece uzaktır.
Evet şu iki fikrin tatbikine çalışmak, şu zaman-ı terakkide akl-ı beşerin düçar-ı sekte olduğunu ve varta-i mevte düştüğünü izhar etmektir ki; insaniyet müteessifane nazar ederek ve istidad, tahkik ve terakki lisanıyla;
كَلَّا وَاللّٰهِ اَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّا وَ اَيْنَ الضِّيَٓاءُ السَّاطِعُ مِنَ الظُّلْمَةِ الطَّامِسَةِ
demeye mecbur oluyor.
İşaret:
Şunlar, ehl-i vahdet-üş şuhuddurlar. Fakat vahdet-ül vücûd ile mecazen tabir edilebilir. Fakat hakikaten vahdet-ül vücûd, bazı hükema-i kadîmenin meslek-i bâtılasıdır.
Tenbih:
Şu mutasavvifînin reis ve kebiri demiş ki: İttisali veya ittihadı veya hulûlü iddia eden mârifet-i İlahiyeden hiçbir şey istişmam etmemiştir. Evet mümkin, Vâcib ile nasıl ittisal veya ittihad edecek? Kellâ!..
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi