Nur'un İlk Kapısı - Fihrist
- NUR'UN İLK KAPISI
- Mukaddime
- Birinci Ders
- İkinci Ders
- Üçüncü Ders
- Dördüncü Ders
- Beşinci Ders
- Altıncı Ders
- Yedinci Ders
- Sekizinci Ders
- Dokuzuncu Ders
- Onuncu Ders
- Onbirinci Ders
- Onikinci Ders
- Onüçüncü Ders
- Ondördüncü Ders
- Ehl-i Dalaletin Sahife-i Zulmaniyesini Tasvir Eden Levhadır
- Ehl-i Hidayetin Sahife-i Nuraniyesini Tasvir Eden Levhadır
- Maraz-ı vesveseye mübtela olanlara derstir
- Onüçüncü Lem'anın Onikinci İşaretinden Dördüncü Sual
- Onüçüncü Lem'anın Onüçüncü İşaretinin Üçüncü Noktasından
- Nur'un bir kahramanı Mehmed Kaya'nın Risale-i Nur hakkında bir takrizidir
- Ankara Üniversitesi'nde Okunan Bir Konferanstır
- Ecnebi Feylesofların Kur'an'ı tasdiklerine dair şehadetleri
- Prens Bismarck (Bismark)'ın Beyanatı
- En temiz ve en doğru din Müslümanlıktır
- Zamanlar geçtikçe, Kur'anın ulvî sırları inkişaf ediyor
Nur'un İlk Kapısı - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Nur'un İlk Kapısı - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
başkadırlar. Tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, şübhe ve tereddüd değildirler. Lâkin tekerrür edip istikrar peyda etseler, bazan bir nevi şübhe-i hakikî onlarda tevellüd eder.
Şu nevi vesvesenin en mühimmi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi iltibas eder. Yani birşey zâtında mümkün ise, onu zihnen, ilmen mümkün ve meşkuk olduğunu tevehhüm eder. Halbuki imkân-ı zâtî yakîn-i ilmîye ve zaruret-i zihnîye münafî değildir. Meselâ: Bu dakikada -zâtında- Karadeniz'in yere batması mümkündür, muhtemeldir. Halbuki yakînen yerinde olduğunu hükmediyoruz. O ihtimal ve o imkân-ı zâtî bize bir şek vermez.
Meselâ, güneş mümkündür ki; bugün gurub etmesin veya yarın tulû' etmesin. Halbuki bu imkân ve bu ihtimal, ilm-i yakînimize zarar vermez. Demek bazı hakaik-i imaniyede, yani hayat-ı dünyeviyenin gurubu ve hayat-ı uhreviyenin tulûu gibi imkân-ı zâtî cihetinde gelen evham, yakîn-i imanîye zarar vermez. Bütün bunlarla beraber asl-ı vesvese, teyakkuza sebebdir, taharriye daîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def'eder. O şart ile ki; ifrata varmasın, galebe çalmasın.
* * *
Şu nevi vesvesenin en mühimmi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi iltibas eder. Yani birşey zâtında mümkün ise, onu zihnen, ilmen mümkün ve meşkuk olduğunu tevehhüm eder. Halbuki imkân-ı zâtî yakîn-i ilmîye ve zaruret-i zihnîye münafî değildir. Meselâ: Bu dakikada -zâtında- Karadeniz'in yere batması mümkündür, muhtemeldir. Halbuki yakînen yerinde olduğunu hükmediyoruz. O ihtimal ve o imkân-ı zâtî bize bir şek vermez.
Meselâ, güneş mümkündür ki; bugün gurub etmesin veya yarın tulû' etmesin. Halbuki bu imkân ve bu ihtimal, ilm-i yakînimize zarar vermez. Demek bazı hakaik-i imaniyede, yani hayat-ı dünyeviyenin gurubu ve hayat-ı uhreviyenin tulûu gibi imkân-ı zâtî cihetinde gelen evham, yakîn-i imanîye zarar vermez. Bütün bunlarla beraber asl-ı vesvese, teyakkuza sebebdir, taharriye daîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def'eder. O şart ile ki; ifrata varmasın, galebe çalmasın.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi