Muhâkemat - Fihrist
- MUHAKEMAT
- Bedîüzzaman'ın Muhakematı
- Mukaddeme
- Birinci Makale
- Birinci Mukaddeme
- İkinci Mukaddeme
- Üçüncü Mukaddeme
- Dördüncü Mukaddeme
- Beşinci Mukaddeme
- Altıncı Mukaddeme
- Yedinci Mukaddeme
- Sekizinci Mukaddeme
- Dokuzuncu Mukaddeme
- Onuncu Mukaddeme
- Onbirinci Mukaddeme
- Onikinci Mukaddeme
- Birinci Mes'ele
- İkinci Mes'ele
- Üçüncü Mes'ele
- Dördüncü Mes'ele
- Beşinci Mes'ele
- Altıncı Mes'ele
- Yedinci Mes'ele
- Sekizinci Mes'ele
- İkinci Makale
- Üçüncü Makale
Muhâkemat - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Muhâkemat - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Göreceksin: O koca Abdülkahir gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.
Yedinci Bela:
Muarrefi münekker eden biri de: Hareke gibi bir arazı, zâtiye ve eyniyeye hasrettiklerinden, "gayr-ı men hüve leh" olan vasf-ı cariyi inkâr etmek lâzım geldiğinden, şems-i hakikat tarz-ı cereyanından çıkarılmıştır. Acaba böyleler Arabların üslûblarına hiç nazar etmemişlerdir ki: Nasıl diyorlar: Dağlar bize rast geldi. Sonra bizden ayrıldı. Başka bir dağ başını çıkardı. Sonra gitti, bizden müfarakat eyledi. Deniz dahi güneşi yuttu.. ilh... "Miftah-ı Sekkakî"de beyan olunduğu gibi; pek çok yerlerde san'at-ı beyaniyeden olan kalb-i hayali, esrar-ı beyaniye için istimal etmektedirler. Bu ise deveran sırrıyla mağlata-i vehmiye üzerine müesses bir letafet-i beyaniyedir. Şimdi sermeşk olarak iki misal-i mühimmeyi beyan edeceğim. Tâ ki o minval üzerine işleyesin. Şöyle:
وَ يُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ ٭ وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ
Şu iki âyet gayet şâyan-ı dikkattirler. Zira zahire cümud, belâgatın hakkını cühud demektir. Zira birinci âyette olan istiare-i bedîa, o derece hararetlidir ki; buz gibi olan cümudu eritir. Ve bulut gibi zahir perdesini berk gibi yırtar. İkinci âyette belâgat o kadar müstekar ve muhkem ve parlaktır ki, seyri için güneşi durdurur. Evvelki âyet,
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ
naziresidir. O da onun gibi bir istiare-i bedîayı tazammun eylemiştir. Şöyle ki: Cennet'in evanileri şişe olmadığı gibi gümüş dahi değildir.
Yedinci Bela:
Muarrefi münekker eden biri de: Hareke gibi bir arazı, zâtiye ve eyniyeye hasrettiklerinden, "gayr-ı men hüve leh" olan vasf-ı cariyi inkâr etmek lâzım geldiğinden, şems-i hakikat tarz-ı cereyanından çıkarılmıştır. Acaba böyleler Arabların üslûblarına hiç nazar etmemişlerdir ki: Nasıl diyorlar: Dağlar bize rast geldi. Sonra bizden ayrıldı. Başka bir dağ başını çıkardı. Sonra gitti, bizden müfarakat eyledi. Deniz dahi güneşi yuttu.. ilh... "Miftah-ı Sekkakî"de beyan olunduğu gibi; pek çok yerlerde san'at-ı beyaniyeden olan kalb-i hayali, esrar-ı beyaniye için istimal etmektedirler. Bu ise deveran sırrıyla mağlata-i vehmiye üzerine müesses bir letafet-i beyaniyedir. Şimdi sermeşk olarak iki misal-i mühimmeyi beyan edeceğim. Tâ ki o minval üzerine işleyesin. Şöyle:
وَ يُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ ٭ وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ
Şu iki âyet gayet şâyan-ı dikkattirler. Zira zahire cümud, belâgatın hakkını cühud demektir. Zira birinci âyette olan istiare-i bedîa, o derece hararetlidir ki; buz gibi olan cümudu eritir. Ve bulut gibi zahir perdesini berk gibi yırtar. İkinci âyette belâgat o kadar müstekar ve muhkem ve parlaktır ki, seyri için güneşi durdurur. Evvelki âyet,
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ
naziresidir. O da onun gibi bir istiare-i bedîayı tazammun eylemiştir. Şöyle ki: Cennet'in evanileri şişe olmadığı gibi gümüş dahi değildir.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi