Risale-i Nur Kütüphanesi
Ana içeriğe atla
Site logosu Risale-i Nur Kütüphanesi
Türkçe أرابكا
Kütüphane Vecizeler Android Yardım Sayfaları
Muhâkemat
Muhâkemat - Fihrist
  • MUHAKEMAT
  • Bedîüzzaman'ın Muhakematı
  • Mukaddeme
  • Birinci Makale
    • Birinci Mukaddeme
      • Birincisi
      • İkincisi
      • Üçüncüsü
      • Dördüncüsü
    • İkinci Mukaddeme
    • Üçüncü Mukaddeme
    • Dördüncü Mukaddeme
    • Beşinci Mukaddeme
    • Altıncı Mukaddeme
    • Yedinci Mukaddeme
    • Sekizinci Mukaddeme
    • Dokuzuncu Mukaddeme
    • Onuncu Mukaddeme
    • Onbirinci Mukaddeme
    • Onikinci Mukaddeme
    • Birinci Mes'ele
    • İkinci Mes'ele
    • Üçüncü Mes'ele
    • Dördüncü Mes'ele
    • Beşinci Mes'ele
    • Altıncı Mes'ele
    • Yedinci Mes'ele
    • Sekizinci Mes'ele
  • İkinci Makale
    • Birinci Mes'ele
    • İkinci Mes'ele
    • Üçüncü Mes'ele
    • Dördüncü Mes'ele
    • Beşinci Mes'ele
    • Altıncı Mes'ele
    • Yedinci Mes'ele
    • Sekizinci Mes'ele
    • Dokuzuncu Mes'ele
    • Onuncu Mes'ele
    • Onbirinci Mes'ele
    • Onikinci Mes'ele
  • Üçüncü Makale
    • İşaret
    • Mukaddeme
    • Birinci Maksad
      • İşaret
      • Tenbih
      • Vehim ve tenbih
      • Vehim ve Tenbih
      • Vehim ve Tenbih
    • İkinci Maksad
      • Mukaddeme
      • İşaret
      • İşaret ve İrşad
      • Mukaddeme
      • Birinci Meslek
      • İkinci Meslek
      • Üçüncü Meslek
      • Hâtime
      • Beşinci Meslek
      • Tenbih
    • Üçüncü Maksad
Muhâkemat - İşaretler

Henüz işaret eklenmedi

Muhâkemat - Notlar

Henüz not eklenmedi

  • Ara
  • Sayfaya git
  • Lügat göster/gizle
  • Kitap ekle
  • Kaydır
  • Fihrist
  • Geçmiş
  • Paylaş
  • Gece-Gündüz modu
  • Tefekkür aç/kapat
  • İşaretlerim
  • Notlarım
  • Toplama sistemi
  • Görüntülü sohbetler
  • Soru-cevaplar
  • Tarih dönüşümü
  • Yardım
  • Ayarlar
Göreceksin: O koca Abdülkahir gayet hiddetli olarak böyle müteassifleri yanına çekmiş, tevbih ve tekdir ediyor.

Yedinci Bela:

Muarrefi münekker eden biri de: Hareke gibi bir arazı, zâtiye ve eyniyeye hasrettiklerinden, "gayr-ı men hüve leh" olan vasf-ı cariyi inkâr etmek lâzım geldiğinden, şems-i hakikat tarz-ı cereyanından çıkarılmıştır. Acaba böyleler Arabların üslûblarına hiç nazar etmemişlerdir ki: Nasıl diyorlar: Dağlar bize rast geldi. Sonra bizden ayrıldı. Başka bir dağ başını çıkardı. Sonra gitti, bizden müfarakat eyledi. Deniz dahi güneşi yuttu.. ilh... "Miftah-ı Sekkakî"de beyan olunduğu gibi; pek çok yerlerde san'at-ı beyaniyeden olan kalb-i hayali, esrar-ı beyaniye için istimal etmektedirler. Bu ise deveran sırrıyla mağlata-i vehmiye üzerine müesses bir letafet-i beyaniyedir. Şimdi sermeşk olarak iki misal-i mühimmeyi beyan edeceğim. Tâ ki o minval üzerine işleyesin. Şöyle:

وَ يُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ ٭ وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ

Şu iki âyet gayet şâyan-ı dikkattirler. Zira zahire cümud, belâgatın hakkını cühud demektir. Zira birinci âyette olan istiare-i bedîa, o derece hararetlidir ki; buz gibi olan cümudu eritir. Ve bulut gibi zahir perdesini berk gibi yırtar. İkinci âyette belâgat o kadar müstekar ve muhkem ve parlaktır ki, seyri için güneşi durdurur. Evvelki âyet,

قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ

naziresidir. O da onun gibi bir istiare-i bedîayı tazammun eylemiştir. Şöyle ki: Cennet'in evanileri şişe olmadığı gibi gümüş dahi değildir.

 /  
172
Kitap Ekle