Muhâkemat - Fihrist
- MUHAKEMAT
- Bedîüzzaman'ın Muhakematı
- Mukaddeme
- Birinci Makale
- Birinci Mukaddeme
- İkinci Mukaddeme
- Üçüncü Mukaddeme
- Dördüncü Mukaddeme
- Beşinci Mukaddeme
- Altıncı Mukaddeme
- Yedinci Mukaddeme
- Sekizinci Mukaddeme
- Dokuzuncu Mukaddeme
- Onuncu Mukaddeme
- Onbirinci Mukaddeme
- Onikinci Mukaddeme
- Birinci Mes'ele
- İkinci Mes'ele
- Üçüncü Mes'ele
- Dördüncü Mes'ele
- Beşinci Mes'ele
- Altıncı Mes'ele
- Yedinci Mes'ele
- Sekizinci Mes'ele
- İkinci Makale
- Üçüncü Makale
Muhâkemat - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Muhâkemat - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Sekizinci Mes'ele
Maânî-i beyaniyenin aşılaması ve telkîhi ve manaların becayiş ve inkılabları kelimenin mana-yı hakikîsi, ya garaz veyahut mana-yı muallakadan birisini teşerrüb ve içine cezb etmektir. Zira içine girdiği vakit sahib-ül beyt olan hakikata ve esasa dönüyor. Ve asıl lafzın sahibi olan mana ise bir suret-i hayatiyeye dönüyor. Ona meded verir. Ve müstetbeattan istimdad eder. Bu sırdandır ki kelime-i vâhidenin maânî-i müteaddidesi oluyor. Ve becayiş ve telkîhat bundan çıkar. Bu noktadan gaflet eden, büyük bir belâgatı kaybeder...
İşaret:
Bir şey merkeb ve binilmiş ise
عَلٰى
lafzına müstehak olduğu gibi, zarf gibi içine aldığından
فِى
lafzını ister.
تَجْر۪ى فِى الْبَحْرِ
gibi. Hem de bir şey âlet olduğundan
بَاء
lafzını ister.
سَعَدْتُ السَّطْحَ بِالسُّلَّمِ
gibi. Ve mekân ve merkeb olduğundan
فِى
ve
عَلٰى
lafızlarını dahi ister. Hem de gaye olduğundan
اِلٰى
ve
حَتّٰى
lafızlarını ister. İllet ve zarf olduğundan
لَامْ
ve
فِى
lafızlarını dahi ister.
وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ
gibi. İşte sermeşk; sen de kıyas edebilirsen et!..
Maânî-i beyaniyenin aşılaması ve telkîhi ve manaların becayiş ve inkılabları kelimenin mana-yı hakikîsi, ya garaz veyahut mana-yı muallakadan birisini teşerrüb ve içine cezb etmektir. Zira içine girdiği vakit sahib-ül beyt olan hakikata ve esasa dönüyor. Ve asıl lafzın sahibi olan mana ise bir suret-i hayatiyeye dönüyor. Ona meded verir. Ve müstetbeattan istimdad eder. Bu sırdandır ki kelime-i vâhidenin maânî-i müteaddidesi oluyor. Ve becayiş ve telkîhat bundan çıkar. Bu noktadan gaflet eden, büyük bir belâgatı kaybeder...
İşaret:
Bir şey merkeb ve binilmiş ise
عَلٰى
lafzına müstehak olduğu gibi, zarf gibi içine aldığından
فِى
lafzını ister.
تَجْر۪ى فِى الْبَحْرِ
gibi. Hem de bir şey âlet olduğundan
بَاء
lafzını ister.
سَعَدْتُ السَّطْحَ بِالسُّلَّمِ
gibi. Ve mekân ve merkeb olduğundan
فِى
ve
عَلٰى
lafızlarını dahi ister. Hem de gaye olduğundan
اِلٰى
ve
حَتّٰى
lafızlarını ister. İllet ve zarf olduğundan
لَامْ
ve
فِى
lafızlarını dahi ister.
وَ الشَّمْسُ تَجْر۪ى لِمُسْتَقَرٍّ
gibi. İşte sermeşk; sen de kıyas edebilirsen et!..
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi