Lem'alar - Fihrist
- LEM'ALAR
- Birinci Lem'a
- İkinci Lem'a
- Üçüncü Lem'a
- Dördüncü Lem'a
- Beşinci Lem'a
- Altıncı Lem'a
- Yedinci Lem'a
- Sekizinci Lem'a
- Dokuzuncu Lem'a
- Onuncu Lem'a
- Onbirinci Lem'a
- Onikinci Lem'a
- Onüçüncü Lem'a
- Ondördüncü Lem'a
- Onbeşinci Lem'a
- Onaltıncı Lem'a
- Onyedinci Lem'a
- Onsekizinci Lem'a
- Ondokuzuncu Lem'a
- Yirminci Lem'a
- Yirmibirinci Lem'a
- Yirmiikinci Lem'a
- Yirmiüçüncü Lem'a
- Yirmidördüncü Lem'a
- Yirmibeşinci Lem'a
- İhtar ve İtizar
- BİRİNCİ DEVA
- İKİNCİ DEVA
- ÜÇÜNCÜ DEVA
- DÖRDÜNCÜ DEVA
- BEŞİNCİ DEVA
- ALTINCI DEVA
- ALTINCI DEVA
- YEDİNCİ DEVA
- SEKİZİNCİ DEVA
- DOKUZUNCU DEVA
- ONUNCU DEVA
- ONBİRİNCİ DEVA
- ONİKİNCİ DEVA
- ONÜÇÜNCÜ DEVA
- ONDÖRDÜNCÜ DEVA
- ONBEŞİNCİ DEVA
- ONALTINCI DEVA
- ONYEDİNCİ DEVA
- ONSEKİZİNCİ DEVA
- ONDOKUZUNCU DEVA
- YİRMİNCİ DEVA
- YİRMİBİRİNCİ DEVA
- YİRMİİKİNCİ DEVA
- YİRMİÜÇÜNCÜ DEVA
- YİRMİDÖRDÜNCÜ DEVA
- YİRMİBEŞİNCİ DEVA
- Yirmibeşinci Lem'anın Zeyli
- Yirmialtıncı Lem'a
- Yirmiyedinci Lem'a
- Yirmisekizinci Lem'a
- Yirmidokuzuncu Lem'a
- Otuzuncu Lem'a
- Otuzbirinci Lem'a
- Otuzikinci Lem'a
- Otuzüçüncü Lem'a
- Münacat
- Fihrist
Lem'alar - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Lem'alar - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Üçüncü cenaze ise; insanlar gibi her sene dünya yüzünde seyyar bir dünyanın vefatıyla büyük dünya da bu âyetin sırrıyla vefat edeceği, hayalimin önünde tecessüm etti.
İşte Abdurrahman'ın vefatının hüznünden gelen bu dehşetli manayı bütün bütün aydınlattıracak ve hakikî teselli ve sönmez nur verecek bu âyet-i kerime, mana-yı işarîsiyle imdada yetişti.
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Evet bu âyet bildirdi ki: Madem Cenab-ı Hak var, o herşeye bedeldir. Madem o bâkidir, elbette o kâfidir. Bir tek cilve-i inayeti, bütün dünya yerini tutar. Ve bir cilve-i nuru, mezkûr üç büyük cenazeye manevî hayat verir. Cenazeler olmadığını, belki vazifelerini bitirmiş, başka âlemlere gitmiş olduklarını gösteriyor. Üçüncü Lem'ada bu sırrın izahı geçtiğinden ona iktifaen burada yalnız derim ki:
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ
ilâ âhir... âyetinin mealini gösteren iki defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ! YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ!" beni, gayet elîm o hazîn haletten kurtardı. Şöyle ki:
Birinci defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ" dedim, dünya ve dünyadaki Abdurrahman gibi hadsiz alâkadar olduğum ahbabların zevalinden ve rabıtalarım kopmasından neş'et eden hadsiz manevî yaralar içinde bir ameliyat-ı cerrahiye nev'inde bir tedavi başladı.
İkinci defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ" cümlesi; bütün o hadsiz, manevî yaralara hem merhem, hem tiryak oldu. Yani sen bâkisin; giden gitsin, sen yetersin. Madem sen bâkisin, zeval bulan herşeye bedel bir cilve-i rahmetin kâfidir. Madem sen varsın, senin varlığına iman ile intisabını bilen ve sırr-ı İslâmiyetle o intisaba göre hareket eden insana herşey var. Fena ve zeval, mevt ve adem bir perdedir, bir tazelenmektir; ayrı ayrı menzillerde gezmek hükmündedir diye düşünüp, tamamıyla o hirkatli, firkatli, hazîn, elîm, karanlıklı, dehşetli halet-i ruhaniye; sürurlu, neş'eli, lezzetli, nurlu, sevimli, ünsiyetli bir halete inkılab etti. Lisanım ve kalbim, belki lisan-ı hal ile bütün zerrat-ı vücudum "ELHAMDÜLİLLAH" dediler.
İşte o cilve-i rahmetin binden bir cüz'ü şudur ki: Ben o hüzüngâhım olan dereden ve o hüzün-engiz haletten Barla'ya döndüm. Baktım ki,
İşte Abdurrahman'ın vefatının hüznünden gelen bu dehşetli manayı bütün bütün aydınlattıracak ve hakikî teselli ve sönmez nur verecek bu âyet-i kerime, mana-yı işarîsiyle imdada yetişti.
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Evet bu âyet bildirdi ki: Madem Cenab-ı Hak var, o herşeye bedeldir. Madem o bâkidir, elbette o kâfidir. Bir tek cilve-i inayeti, bütün dünya yerini tutar. Ve bir cilve-i nuru, mezkûr üç büyük cenazeye manevî hayat verir. Cenazeler olmadığını, belki vazifelerini bitirmiş, başka âlemlere gitmiş olduklarını gösteriyor. Üçüncü Lem'ada bu sırrın izahı geçtiğinden ona iktifaen burada yalnız derim ki:
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ
ilâ âhir... âyetinin mealini gösteren iki defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ! YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ!" beni, gayet elîm o hazîn haletten kurtardı. Şöyle ki:
Birinci defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ" dedim, dünya ve dünyadaki Abdurrahman gibi hadsiz alâkadar olduğum ahbabların zevalinden ve rabıtalarım kopmasından neş'et eden hadsiz manevî yaralar içinde bir ameliyat-ı cerrahiye nev'inde bir tedavi başladı.
İkinci defa "YÂ BÂKİ ENTE-L BÂKİ" cümlesi; bütün o hadsiz, manevî yaralara hem merhem, hem tiryak oldu. Yani sen bâkisin; giden gitsin, sen yetersin. Madem sen bâkisin, zeval bulan herşeye bedel bir cilve-i rahmetin kâfidir. Madem sen varsın, senin varlığına iman ile intisabını bilen ve sırr-ı İslâmiyetle o intisaba göre hareket eden insana herşey var. Fena ve zeval, mevt ve adem bir perdedir, bir tazelenmektir; ayrı ayrı menzillerde gezmek hükmündedir diye düşünüp, tamamıyla o hirkatli, firkatli, hazîn, elîm, karanlıklı, dehşetli halet-i ruhaniye; sürurlu, neş'eli, lezzetli, nurlu, sevimli, ünsiyetli bir halete inkılab etti. Lisanım ve kalbim, belki lisan-ı hal ile bütün zerrat-ı vücudum "ELHAMDÜLİLLAH" dediler.
İşte o cilve-i rahmetin binden bir cüz'ü şudur ki: Ben o hüzüngâhım olan dereden ve o hüzün-engiz haletten Barla'ya döndüm. Baktım ki,
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi