İman ve Küfür Müv. - Fihrist
- İman ve Küfür
- Bu asırda ikinci dehşetli hal
- Birinci Söz
- İkinci Söz
- Üçüncü Söz
- Dördüncü Söz
- Beşinci Söz
- Altıncı Söz
- Yedinci Söz
- Sekizinci Söz
- Onikinci Söz
- Onüçüncü Sözün İkinci Makamı
- Onyedinci Söz
- Yirmiüçüncü Söz
- Yirmidördüncü Söz'den
- Yirmibeşinci Söz'den İkinci Cilve@İkinci Cilve
- Meyve Risalesinden 10.meselenin hatimesi iki haşiye@Onuncu mes'elenin
- Yirmialtıncı Söz'den
- Otuzuncu Söz'den Birinci Maksad@Birinci Maksad
- Otuzikinci Söz'den İkinci Nokta'nın İkinci Mebhası@İkinci Nokta
- Birinci Lem'a
- Onyedinci Lem'adan Beşinci Nota@Beşinci Nota
- Yirmidördüncü Lem'a
- Birinci Mektub'un Dördüncü Suali
- Dokuzuncu Mektub'dan
- Yirmidokuzuncu Mektub'dan Beşinci Risale olan Beşinci Kısım@Beşinci Risale
- Gençlik Rehberi'nden
- Birden ihtar edilen bir mes'ele-i mühimme
- Meyve Risalesi'nden
- Elhüccetüzzehra'nın İkinci Makamı
- Yirmidokuzuncu Lem'adan İkinci Bâb@İkinci Bâb
- Lemaat'tan
İman ve Küfür Müv. - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
İman ve Küfür Müv. - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
(Yirmibeşinci Söz'den)
İkinci Cilve
Kur'anın şebabetidir. Her asırda taze nâzil oluyor gibi tazeliğini, gençliğini muhafaza ediyor. Evet Kur'an, bir hutbe-i ezeliye olarak umum asırlardaki umum tabakat-ı beşeriyeye birden hitab ettiği için öyle daimî bir şebabeti bulunmak lâzımdır. Hem de, öyle görülmüş ve görünüyor. Hattâ efkârca muhtelif ve istidadça mütebayin asırlardan her asra göre güya o asra mahsus gibi bakar, baktırır ve ders verir. Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur'anın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve rasihtir ki, asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor. Evet, en ziyade kendine güvenen ve Kur'anın sözlerine karşı kulağını kapayan şu asr-ı hazır ve şu asrın ehl-i kitab insanları Kur'anın
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ
hitab-ı mürşidanesine o kadar muhtaçtır ki, güya o hitab doğrudan doğruya şu asra müteveccihtir ve
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ
lafzı
يَٓا اَهْلَ الْمَكْتَبِ
manasını dahi tazammun eder. Bütün şiddetiyle, bütün tazeliğiyle, bütün şebabetiyle
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَ بَيْنَكُمْ
sayhasını âlemin aktarına savuruyor.
İkinci Cilve
Kur'anın şebabetidir. Her asırda taze nâzil oluyor gibi tazeliğini, gençliğini muhafaza ediyor. Evet Kur'an, bir hutbe-i ezeliye olarak umum asırlardaki umum tabakat-ı beşeriyeye birden hitab ettiği için öyle daimî bir şebabeti bulunmak lâzımdır. Hem de, öyle görülmüş ve görünüyor. Hattâ efkârca muhtelif ve istidadça mütebayin asırlardan her asra göre güya o asra mahsus gibi bakar, baktırır ve ders verir. Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur'anın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve rasihtir ki, asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor. Evet, en ziyade kendine güvenen ve Kur'anın sözlerine karşı kulağını kapayan şu asr-ı hazır ve şu asrın ehl-i kitab insanları Kur'anın
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ
hitab-ı mürşidanesine o kadar muhtaçtır ki, güya o hitab doğrudan doğruya şu asra müteveccihtir ve
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ
lafzı
يَٓا اَهْلَ الْمَكْتَبِ
manasını dahi tazammun eder. Bütün şiddetiyle, bütün tazeliğiyle, bütün şebabetiyle
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَ بَيْنَكُمْ
sayhasını âlemin aktarına savuruyor.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi