Risale-i Nur Kütüphanesi
Ana içeriğe atla
Site logosu Risale-i Nur Kütüphanesi
Türkçe أرابكا
Kütüphane Vecizeler Android Yardım Sayfaları
  • Ekle
  • İçtihad Risalesi
    İçtihad Risalesi - Fihrist
    • İÇTİHAD RİSALESİ
    • Yirmiyedinci Söz
      • Birincisi
      • İkincisi
      • Üçüncüsü
      • Dördüncüsü
      • Beşincisi
      • Altıncısı
      • Hâtime
      • Sahabeler hakkındadır
        • Birinci Hikmet
        • İkinci Sebeb
        • Üçüncü Sebeb
          • Birinci Vecih
          • İkinci Vecih
          • Üçüncü Vecih
        • Sual
    • Yirmialtıncı Mektub
    • Yirmidokuzuncu Mektub'un Birinci Kısmı
      • Birincisi
      • İkinci Nükte
      • Üçüncü Nükte
      • Dördüncü Nükte
      • Beşinci Nükte
      • Altıncı Nükte
      • Yedinci Nükte
      • Sekizinci Nükte
      • Dokuzuncu Nükte
    • İşarat-ı Seb'a
      • Birinci İşaret
      • İkinci İşaret
      • Üçüncü İşaret
      • Dördüncü İşaret
      • Yedinci İşaret yani Üçüncü Sual
    İçtihad Risalesi - İşaretler

    Henüz işaret eklenmedi

    İçtihad Risalesi - Notlar

    Henüz not eklenmedi

    • Ara
    • Sayfaya git
    • Lügat göster/gizle
    • Kitap ekle
    • Kaydır
    • Fihrist
    • Geçmiş
    • Paylaş
    • Gece-Gündüz modu
    • Tefekkür aç/kapat
    • İşaretlerim
    • Notlarım
    • Toplama sistemi
    • Görüntülü sohbetler
    • Soru-cevaplar
    • Tarih dönüşümü
    • Yardım
    • Ayarlar
    "Na'büdü" nun'una girdiğim gibi çıktım ve anladım ki: Kur'anın değil âyetleri, kelimeleri, belki Nun-u Na'büdü gibi bazı harfleri dahi mühim hakikatların nurlu anahtarlarıdır.

    Kalb ve hayal, o Nun-u Na'büdü'den çıktıktan sonra, akıl karşılarına çıktı, dedi: "Ben de hisse isterim. Sizin gibi uçamam. Ayaklarım delildir, hüccettir. Aynı

    نَعْبُدُ

    ve

    نَسْتَع۪ينُ

    de, Mabud ve Müstean olan Hâlık'a giden yolu göstermek lâzımdır ki, sizin ile gelebileyim." O vakit kalbe şöyle geldi ki: De o mütehayyir akla:

    Bak kâinattaki bütün mevcudata; zîhayat olsun, camid olsun, kemal-i itaat ve intizam ile vazife suretinde ubudiyetleri var. Bir kısmı şuursuz, hissiz oldukları halde, gayet şuurkârane, intizamperverane ve ubudiyetkârane vazife görüyorlar. Demek bir Mabud-u Bilhak ve bir Âmir-i Mutlak vardır ki, bunları ibadete sevkedip istihdam ediyor.

    Hem bak, bütün mevcudata, hususan zîhayat olanlara.. herbirinin gayet kesretli ve gayet mütenevvi' ihtiyacatı var ve vücud ve bekasına lâzım pek kesretli, muhtelif matlubları var; en küçüğüne elleri ulaşmaz, kudretleri yetişmez.

     /  
    80
    Kitap Ekle