Hasb-ı halin sebebinin üçüncü maddesi: Bizim ve nurların esas mesleği ve temel taşı ihlâs olmasından, dünya cereyanlarına ve siyasî işlere bakmamak, meşgul olmamak bize lâzımdır. Ta ihlâsa dokunmasın. Sen tekrar bizi dünya ile meşgul etme, çok rica ederiz.

SAİD-İ NURSİ”(155)

Hazret-i Üstâd’ın bu son derece samimî ve hakikatlı mahrem müsalâhanamesinden sonra, Afyon müdde-i umumisinden bir ses çıkmamış. Belki nefsi, hissiyatı veya söz verdiği resmî makamlar cihetinde inadında ve hakkı, hakikatı kabul etmemekte devam etmişse de, lâkin düşündüğü tarzda bir eser neşrettirmeye cesaret edememiştir. Belki de bir cihette hakkı kabule mecbur olmuştur denilebilir.

VE BEDİÜZZAMAN’IN TAHLİYE şEKLİ

Üstâd Hazretleri Afyon hapsinde kendisine zulmen çektirilen yirmi aylık hapis müddeti günü gününe sona erdikten sonra, ister istemez onu tahliye edeceklerdi. Ancak Afyon hapsi, öteden beri bir geleneği olarak; tahliyeleri hep gündüzleyin, sabah saat ondan sonra yapmakta iken; Bediüzzamânâ istisnalı ve hususî bir kaide uyguladılar. 20 Eylül 1949 günü şafak ile sabah namazı arası bir vakitte onu hapisten gizlice çıkarıp, polislere teslim ettiler. Çünki gelen emir öyle idi... Polisler de o emre göre, Üstâd Bediüzzamanı alarak; daha önceleri Zübeyr Gündüzalp tarafından kiralanmış ve M.Sungurla Ziyanın da kaldıkları eve, daracık sokaklar arasından götürüp bıraktılar.

HAPİSHANEDEN NAZARETHANEYE

Afyon hapsinden tahliye edilen Hazret-i Üstâd güya artık serbestti. Lâkin görülen odur ki; resmî, fakat kanunsuz olan bir hapisten çıkarılıyor, amma gayr-i resmî ve keyfî ikinci bir nezaret ve hapis mânâsında polis gözetimine teslim ediliyordu. Ne idi bunlar? Ne içindi bu muameleler? Kimse bilmiyor...

Bilinen bir şey vardırki oda , buyruklarla hükumeti yöneten C.H.P’nin Ankara’sından gelen emir öyle!.. Kanun-manun vız gelir bu buyruklar karşısında...

Adı ve sureti hapisten tahliye edilmiş, serbest olmuştu. ama gerçekte ise, Üstâd’ın hürriyet hakkını daha da çok tahdit eden, kanun ve nizamların