acib cedvel’de yer almıştı. ınatçı Savcı bunları görmüş, gayzından adeta küplere binmişti. Bir gün kendini tutamıyarak hapishaneye gelmiş, tehdit suretinde Hazret-i Üstâd’a: “Ben de size karşı iddianamelerimi bir kitap halinde bastırıp neşredeceğim” demişti. Fakat Üstâd’ın ona cevab vermesini istememiş çekip gitmişti.
Bilâhare Hazret-i Üstâd da müdde-i umuma hitaben şu mahrem müsalâhanameyi kaleme almış, kendisine göndermişti:
“Mahrem bir musalahanamedir
Afyon Müdde-i umumisi Abdullah Bey!
Manevî ve şiddetli bir hatıra-i kalbiye, beni sizin ile mahremane bu gelen hasb-ı hali beyan etmeye mecbur etti:
Sen bayramın(154) ikinci günü bana dedin: “Bundan sonra Van’dan gelen müdde-i umumî ile konuşacaksın. Ben ise, müdafaatının intişarına karşı bir eser yazıyorum. Hata-sevab cetvelinde bana isnad edilen hataların tashihine çalışıyorum. Bu eserimi neşredeceğim. “Daha durmadınız, gittiniz!..
(153) Emirdağ- 2 Dosyası S: 15- M.Ezener
(154) Bu bayram Ramazan bayramıdır ki; 5 Temmuz 1949’tarihindedir. Mektubun yazılışı buna göre herhalde 8/7/1949’dur. A.B.
Müdde-i umumi bey! Sakın, sakın, sakın! Eski tarzda hem sana kaç cihetle, hem millete, hem vatana, hem asayişe pek çok zararı olacağını beni aldatmıyan bir hatıra ile haber vermeye beni sevkeden üç dört madde var:
1- Benim çok kusurlu ve kabir kapısındaki şahsımı çürütmek ve mahkûm etmeye çalışmak ve hükûmeti aleyhine çevirmek bu sırada acı bir zulümdür. Ben itiraf ediyorum ki; şahsım çürüktür, kusurludur.. ve Cenab-ı Hak beni kendime beğendirmediğine çok şükür ederim. Fakat Kur’ânın imanî hakikatlarına Risale-i Nur’un hizmeti çürütülmez. Âlem-i İslâm onu takdir ve tahsin etmiştir. O hizmette benim hissem ihtiyaç ve iltica ile, manevî sualler ve dertlerimizi hissetmekle Kur’ân hazinelerindeki ilâçları elde etmek için yalvarmalardır. İşte bu sebebe binaen, o eserinle garazkârane neşriyat, kusurlu şahsıma değil, belki nurlarla hizmet-i imaniyeye bir hücum telâkkî edilecek.
İşte bütün muhtaç ehl-i iman nefretle, beddualarla teessüf edip, o neşriyat aleyhinde pek çok ehl-i hakikat ve dindar vatanperverler ve milliyetperver hamiyetçiler itiraz ederek, pek lüzumsuz ve zararlı ve hariçten gelen ve ihtilaftan istifade eden dehşetli tehlikeye yardım eden bir ihtilâf-ı efkâr meydana çıkacak, herkes acıyacak... Yalnız yüzde bir iki
Bilâhare Hazret-i Üstâd da müdde-i umuma hitaben şu mahrem müsalâhanameyi kaleme almış, kendisine göndermişti:
“Mahrem bir musalahanamedir
Afyon Müdde-i umumisi Abdullah Bey!
Manevî ve şiddetli bir hatıra-i kalbiye, beni sizin ile mahremane bu gelen hasb-ı hali beyan etmeye mecbur etti:
Sen bayramın(154) ikinci günü bana dedin: “Bundan sonra Van’dan gelen müdde-i umumî ile konuşacaksın. Ben ise, müdafaatının intişarına karşı bir eser yazıyorum. Hata-sevab cetvelinde bana isnad edilen hataların tashihine çalışıyorum. Bu eserimi neşredeceğim. “Daha durmadınız, gittiniz!..
(153) Emirdağ- 2 Dosyası S: 15- M.Ezener
(154) Bu bayram Ramazan bayramıdır ki; 5 Temmuz 1949’tarihindedir. Mektubun yazılışı buna göre herhalde 8/7/1949’dur. A.B.
Müdde-i umumi bey! Sakın, sakın, sakın! Eski tarzda hem sana kaç cihetle, hem millete, hem vatana, hem asayişe pek çok zararı olacağını beni aldatmıyan bir hatıra ile haber vermeye beni sevkeden üç dört madde var:
1- Benim çok kusurlu ve kabir kapısındaki şahsımı çürütmek ve mahkûm etmeye çalışmak ve hükûmeti aleyhine çevirmek bu sırada acı bir zulümdür. Ben itiraf ediyorum ki; şahsım çürüktür, kusurludur.. ve Cenab-ı Hak beni kendime beğendirmediğine çok şükür ederim. Fakat Kur’ânın imanî hakikatlarına Risale-i Nur’un hizmeti çürütülmez. Âlem-i İslâm onu takdir ve tahsin etmiştir. O hizmette benim hissem ihtiyaç ve iltica ile, manevî sualler ve dertlerimizi hissetmekle Kur’ân hazinelerindeki ilâçları elde etmek için yalvarmalardır. İşte bu sebebe binaen, o eserinle garazkârane neşriyat, kusurlu şahsıma değil, belki nurlarla hizmet-i imaniyeye bir hücum telâkkî edilecek.
İşte bütün muhtaç ehl-i iman nefretle, beddualarla teessüf edip, o neşriyat aleyhinde pek çok ehl-i hakikat ve dindar vatanperverler ve milliyetperver hamiyetçiler itiraz ederek, pek lüzumsuz ve zararlı ve hariçten gelen ve ihtilaftan istifade eden dehşetli tehlikeye yardım eden bir ihtilâf-ı efkâr meydana çıkacak, herkes acıyacak... Yalnız yüzde bir iki