4- Tüccar Şükrü şahinlerin Hatırası:

“Bir ticari iş vesilesiyle Milas’da, Halil ıbrahim Çulluoğlu’yu tanımıştım. Daha sonra o bana bir mektup göndermiş ve cevab istemişti. Bu gönderdiğimiz cevab yüzünden, bizi de Nur talebeleri arasına katıp Eskişehir hapishanesine yollamaya sebeb olmuştu. Böylece Eskişehir hapishanesinde Bediüzzamanı ziyaret etmek nasib olmuştu.

Aydın’da göz doktoru şevket Gözaçan isminde bir zat vardı. Bu adam- cağız Bediüzzaman’ın bir talebesinin gözünü tedavi ettiği için, Üstâd ona üç beş satırlık bir teşekkür mektubu yazmış.. Bu sebepten şevket Bey’i de Eskişehir hapsine getirdiler.

Yine Bediüzzaman’ın talebelerinden Ahmed Feyzî Kul, Barla’ya bir mektub yazmış. Mektubun altına da “Aydın Müftüsü” diye imza atmış.

{Ahmed Feyzi’den gelen mektubun üstüne Üstâd Hazetleri “Aydın Müftüsû” diye yazmıştı. M. Sungur Ağabeyden}



Eskişehir

hadisesi patlayınca, tabiî Aydın müftüsünü -Hiç bir alâkası olmadığı halde- Eskişehir’e getirdiler. Müftü Mustafa Efendi de bizimle birlikte aylarca yattı. Eskişehir hapsi, böyle garipliklerin ve karışıklıkların bir araya geldiği yerdi.”

{Son şahitler-1, 2.Baskı, s: 85.}



5- Edirneli Postacı Kâmil şöyle demiş:

“1935 yılında Eskişehirde jandarma eri olarak askerlik vazifemi yapıyordum. Hapishane işinde görevliydim. Bir haber duydum: “İdamlıklar gelecekmiş, hemde hocalarmış“

{Bu ifade dahi gösteriyorki; Eskişehir hadisesi bir plan neticesinde ve belli bir çizgide hazırlanmış bir komlodur. A.B.}



merakla beklemeye başladık. Birkaç gün sonra Hoca efendi (Bediüzzaman) arkasındanda talebeleri getirildiler.

Temyiz mahkemesi o tarihlerde Eskişehirde idi. Beni oraya çağırarak, muhbir olarak hapishanede çalışmamı emrettiler.. “ Biz sana orada serbest hareket etme imkânı sağlarız.” demişlerdi. “Sen bize bu hocaların gaye ve maksatlarını ve buna ait hususî söz ve hareketlerini bildirirsin” diyerek vazifelendirdiler. Mahpusların bazıları, -daha önceki bir sabıkamdan dolayı mahpus yattığım için- beni tanırlardı. Hapishanenin içerisine girdiğimde, beni tanıyanlar: “O.. Kamil, gine sen.” dediler.

Üstâd ve talebeleri hapse geldikten sonra, mahpushane birbiriyle kaynaşmıştı. Birlikte namazlar kılınıyor, Kur’ânlar okunuyor ve dualar yapılıyordu. Üstâd Bediüzzaman için Sübyan (çocuk) koğuşunu boşaltmışlar, onu oraya tek başına koymuşlardı.

Üstâd’ın aleyhinde bize çok menfi telkinatlar yapılmıştı. Bizde bir derece o menfi telkinlerin tesiri altındaydık.