Böylece Hazret-i Üstâd Bediüzzaman Said-i Nursi yerleştiği ve “küçük medrese-i Nuriye” olarak tavsif ettiği bu hazin gurbet evinde; -Karakolda geçirmiş olduğu iki-buçuk aylık hayatı hariç- yedi sene, iki ay, altı gün imrar-ı hayat etmiş oluyordu.
Üstâd’ın Kastamonu’ya gelişinin ilk on ikinci gününde Isparta’ya gönderdiği mezkûr ilk mektup ile birlikte, Birinci ve ıkinci şua’ların bazı müsveddelerini de yollamıştı. Fakat bunların ulaşıp ulaşmadığına dair herhangi bir haber, bir cevab alamamış ve böylece Isparta’yla iki sene kadar muhaberesiz, muvasalasız durduğu ve bu ilk iki sene zarfında Birinci şua’nın tebyizinden başka herhangi bir risaleyi de te’lif etmediği anlaşılmaktadır.
{Osmanlıca Kastsmonu-2, s: 3 ve 52}
Ancak Kastamonu’ya gelişinin ikinci senesinden sonra, yani 1938 senesi içinde hem Isparta ile muhabereye, hem de eksik kalan “şualar” dizisinin te’lifine başlıyabilmiştir. Aynı yıl içinde Nazif Çelebî ve oğlu Selahaddin de
{Aynı eser, s: 66 }
Üstâdla tanışmış ve Risale-i Nur hizmetine başlamışlardı.
Çok Mühim Bir şahidlik
Kastamonulu Satı Yılmaz derki:
“Üstâd Bediüzzaman Kastamonuda bulunduğu yıllarda, arasıra gider, Hacı ıbrahim dağından kuru odunlar toplar, alır getirir, fırıncıya verirdi. Onun mukabilinde ekmek alırdı...”
(Son şahitler-5, Sh.234)
Bu şahidin ifadesinden anlaşılıyorki, Hazret-i Bediüzzaman, dağlara teneffüs kasdıyla çiktiğında, kuru odunlarda topları, gelirkende onları sırtına yüklenir getirirmiş.. Taki, kimsenin minneti altına girmesin.
Kastamonu’da Te’lifat
Kastamonu’da 1938 yılından başlıyarak te’lifleri yapılan 3.4.5.6.7.8. ve 9. şua’ların te’lifleri, bir sıra takip edip etmediği tam ve kesin anlaşılmamakla
{Osmanlıca Kastamonu -2, s: 1 }
birlikte, 1938 Ramazanında -ki o senenin kasım ve aralık ayları içindedir- Ayet-el Kübra olan “Yedinci şua” Risalesiyle, İçüncü Keramet-i A1eviye Risalesi olan “Sekizinci şua” risalesi araya zaman girmeden peş peşe te’lif edildikleri Üstâd’ın mektuplarından fehmedilmektedir.
{Şualar-Envar Neşriyat, s: 691 }
Dokuzuncu şua’nın ise, 1940 yılı içerisinde te’lif edildiği yine Üstâd’ın beyanlarından anlaşılıyor.
{Aynı eser, s: 160.}
Yine Ayet-el Kübra’nın
Üstâd’ın Kastamonu’ya gelişinin ilk on ikinci gününde Isparta’ya gönderdiği mezkûr ilk mektup ile birlikte, Birinci ve ıkinci şua’ların bazı müsveddelerini de yollamıştı. Fakat bunların ulaşıp ulaşmadığına dair herhangi bir haber, bir cevab alamamış ve böylece Isparta’yla iki sene kadar muhaberesiz, muvasalasız durduğu ve bu ilk iki sene zarfında Birinci şua’nın tebyizinden başka herhangi bir risaleyi de te’lif etmediği anlaşılmaktadır.
{Osmanlıca Kastsmonu-2, s: 3 ve 52}
Ancak Kastamonu’ya gelişinin ikinci senesinden sonra, yani 1938 senesi içinde hem Isparta ile muhabereye, hem de eksik kalan “şualar” dizisinin te’lifine başlıyabilmiştir. Aynı yıl içinde Nazif Çelebî ve oğlu Selahaddin de
{Aynı eser, s: 66 }
Üstâdla tanışmış ve Risale-i Nur hizmetine başlamışlardı.
Çok Mühim Bir şahidlik
Kastamonulu Satı Yılmaz derki:
“Üstâd Bediüzzaman Kastamonuda bulunduğu yıllarda, arasıra gider, Hacı ıbrahim dağından kuru odunlar toplar, alır getirir, fırıncıya verirdi. Onun mukabilinde ekmek alırdı...”
(Son şahitler-5, Sh.234)
Bu şahidin ifadesinden anlaşılıyorki, Hazret-i Bediüzzaman, dağlara teneffüs kasdıyla çiktiğında, kuru odunlarda topları, gelirkende onları sırtına yüklenir getirirmiş.. Taki, kimsenin minneti altına girmesin.
Kastamonu’da Te’lifat
Kastamonu’da 1938 yılından başlıyarak te’lifleri yapılan 3.4.5.6.7.8. ve 9. şua’ların te’lifleri, bir sıra takip edip etmediği tam ve kesin anlaşılmamakla
{Osmanlıca Kastamonu -2, s: 1 }
birlikte, 1938 Ramazanında -ki o senenin kasım ve aralık ayları içindedir- Ayet-el Kübra olan “Yedinci şua” Risalesiyle, İçüncü Keramet-i A1eviye Risalesi olan “Sekizinci şua” risalesi araya zaman girmeden peş peşe te’lif edildikleri Üstâd’ın mektuplarından fehmedilmektedir.
{Şualar-Envar Neşriyat, s: 691 }
Dokuzuncu şua’nın ise, 1940 yılı içerisinde te’lif edildiği yine Üstâd’ın beyanlarından anlaşılıyor.
{Aynı eser, s: 160.}
Yine Ayet-el Kübra’nın