Mufassal Tarihçe 1 - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Mufassal Tarihçe 1 - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
zaman-ı terakkide, medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eden İslâmiyet, medeniyet-i hâzıraya nisbetle terakki etmemiş. Bunun da en büyük sebebi: Üç büyük şubelerin ki (cümlenin maksudu bir, amma rivayat muhtelif) masadakına muvafık ehl-i medrese, ehl-i mektep, ehl-i tekyenin tebayün-ü efkârı ve tahâlüf-u meşâribdir. Ehl-i medrese, ehl-i mektebi bazı gayr-ı murad olan zevahirin te’viliyle zaaf-i akide ile ittiham ediyorlar. Bunlar ise, berikileri fünûn-u cedideye adem-i vukufları sebebiyle nâkıs ve gayr-ı mu’temed addediyorlar. Ehl-i medrese ehl-i tekyeyi, ibadet olan zikri, sebeb-i şevk vaz’olunmuş olan ba’zı mübah’ a’mal ve harekat -ki avam ve cahil hatâen ibadet zannederler-. Halbuki bu zann bâtıldır. İbadet yalnız zikirdir. Harekât, mübah olmak şartiyle caizdir. Bu zann-ı avama binâen; bunlara ehl-i bid’at nazarıyla bakıyorlar. Bunların tefritiyle ve ötekilerin ifratiyle müsamaha kapısı açıldı. Bazı bida’at, zikir ile ihtilât eyledi. Bu tebayûn-u efkâr ve tahalüf-ü meşarib, ahlâk-ı İslâmiye’yi sarsmış ve terakkiyat-ı medeniyetten geri bırakmıştır.
Bunun da çaresi; mekâtibte ulûm-u diniyeyi bihakkın okutmak.. ve medâris de lüzumsuz kalan hikmet-i atikaya bedel, bazı fünûn-u lazi-me-i cedide tahsil olunmak.. ve tekyelerde mütebahhirîn ulemâ bulunmaktır. Bu takdirde şuabat-ı selâse, yek-aheng-i terakkî olarak kat-ı meratib etmek kaviyyen me’muldur.
İkinci fıkir: Va’izlere aittir, ki bunlar müderris-i umumîdir. Bunların nesayihinde kendimce bir te’sir his etmedim. Düşündüm, kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum.
Birisi: Asr-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyasen, yalnız tasvir-i müddea ve parlak göstermektir.. Halbuki zaman-ı salifde safa-yı kalb ve taklid-i ulemâ hüküm-fermâ idi. Bunlara delil lâzım değil idi. şimdide herkeste bir meyl-i taharri-i hakikat peyda olmuş. Bunlara karşı tasvir-i müddea te’sir etmez. Ancak te’sir ettirmek için, isbat-i müddeâ ve ikna’ lâzımdır.
İkinci sebep: Bir şeyi’ terğib veya terhib etmekle, ondan daha mühim şeyi tenzil etmektir. Meselâ: “Bir gece iki rek’at namaz kılmak, haccı tavaf etmek.. veya kim gıybet etse, zina etmiş gibi”dir derler...
Üçüncüsü: Belâgatin muktezası olan mukteza-yi hâle mutabık ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylemezler. Güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar. Demek istiyorum ki: Vâiz, hem â’lim-i muhakkik olmalı ki, tâ isbat-i müddea etsin. Hem hakîm-i müdakkik, tâ müvazene-i şeriatı bozmasın. Hem de beliğ-ı mukni’ olması şarttır.
Dördüncüsü: “Zihnim perişandır” demiştim. Halbuki bu cümleden maksadım, kuvve-i hâfızama nisyan tareyani ve zihnimdeki sıkıntı ve
Bunun da çaresi; mekâtibte ulûm-u diniyeyi bihakkın okutmak.. ve medâris de lüzumsuz kalan hikmet-i atikaya bedel, bazı fünûn-u lazi-me-i cedide tahsil olunmak.. ve tekyelerde mütebahhirîn ulemâ bulunmaktır. Bu takdirde şuabat-ı selâse, yek-aheng-i terakkî olarak kat-ı meratib etmek kaviyyen me’muldur.
İkinci fıkir: Va’izlere aittir, ki bunlar müderris-i umumîdir. Bunların nesayihinde kendimce bir te’sir his etmedim. Düşündüm, kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum.
Birisi: Asr-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyasen, yalnız tasvir-i müddea ve parlak göstermektir.. Halbuki zaman-ı salifde safa-yı kalb ve taklid-i ulemâ hüküm-fermâ idi. Bunlara delil lâzım değil idi. şimdide herkeste bir meyl-i taharri-i hakikat peyda olmuş. Bunlara karşı tasvir-i müddea te’sir etmez. Ancak te’sir ettirmek için, isbat-i müddeâ ve ikna’ lâzımdır.
İkinci sebep: Bir şeyi’ terğib veya terhib etmekle, ondan daha mühim şeyi tenzil etmektir. Meselâ: “Bir gece iki rek’at namaz kılmak, haccı tavaf etmek.. veya kim gıybet etse, zina etmiş gibi”dir derler...
Üçüncüsü: Belâgatin muktezası olan mukteza-yi hâle mutabık ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylemezler. Güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar. Demek istiyorum ki: Vâiz, hem â’lim-i muhakkik olmalı ki, tâ isbat-i müddea etsin. Hem hakîm-i müdakkik, tâ müvazene-i şeriatı bozmasın. Hem de beliğ-ı mukni’ olması şarttır.
Dördüncüsü: “Zihnim perişandır” demiştim. Halbuki bu cümleden maksadım, kuvve-i hâfızama nisyan tareyani ve zihnimdeki sıkıntı ve
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi