Mesnevî-i Nurîye(Bd.) - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Mesnevî-i Nurîye(Bd.) - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
Birinci Fıkra
(1) Muazzam bir hakikat-ı tevhidiyeye işaret eden şu Arabî ibareleri, Hazret-i Müellif’in Yirminci Mektub’un İkinci Makamı’nın Dördüncü Kelimesi olan
(2)
لَهُ الْمُلْكُ
(3) bölümünde, cümle cümle takti’ ederek şerh ve beyan ettiğinin aynısını burada yazmayı en münasib gördük. O hakikat “Yedi Fıkra” halinde şerhedilmiştir. Buradan ta Yedinci Fıkra’nın sonunda “hatime veririz” cümlesine kadar Hazret-i Üstad’ın şerh ve tercümesidir. (Mütercim)
ذَاكَ الْعَالَمُ الْكَبِيرُ وَ هٰذَا الْعَالَمُ الصَّغِيرُ مَصْنُوعَا قُدْرَتِهِ مَكْتُوبَا قَدَرِهِ
Yani: Kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musaggarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdaniyet delailini gösteriyorlar. Evet kâinattaki san’at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta nümunesi insanda vardır. O daire-i kübrada san’at, Sani-i Vâhid’e şehadet ettiği gibi; şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebinî san’at dahi o Sani’a işaret eder, vahdetini gösterir. Hem nasılki şu insan gayet manidar bir mektub-u Rabbanîdir, muntazam bir kaside-i kaderdir.. öyle de şu kâinat dahi, aynı o kalem-i kader ile, fakat büyük bir mikyasta yazılmış muntazam bir kaside-i kaderdir. Hiç mümkün müdür ki; hadsiz alâmet-i farika ile bütün insanlara bakan şu insan yüzündeki sikke-i vahdete; Ve bütün mevcudatı omuz omuza, el ele, baş başa veren kâinat üstündeki hatem-i vahdaniyete, Vâhid-i Ehad’den başka bir şey’in müdahalesi bulunsun?!.
İkinci Fıkra
اِبْدَاعُهُ لِذَاكَ صَيَّرَهُ مَسْجِدًا اِيجَادُهُ لِهٰذَا صَيَّرَهُ عَابِدًا
Meâli şudur: Sani-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bir surette halkedip âyât-ı kibriyasını üstünde nakşetmiş ki; kâinatı bir mescid-i kebir şekline döndürmüş; Ve insanı dahi öyle bir tarzda icad edip, ona akıl vererek,
____________________________________
(1) Muazzam bir hakikat-ı tevhidiyeye işaret eden şu Arabî ibareleri, Hazret-i Müellif’in Yirminci Mektub’un İkinci Makamı’nın Dördüncü Kelimesi olan
(2)
لَهُ الْمُلْكُ
(3) bölümünde, cümle cümle takti’ ederek şerh ve beyan ettiğinin aynısını burada yazmayı en münasib gördük. O hakikat “Yedi Fıkra” halinde şerhedilmiştir. Buradan ta Yedinci Fıkra’nın sonunda “hatime veririz” cümlesine kadar Hazret-i Üstad’ın şerh ve tercümesidir. (Mütercim)
ذَاكَ الْعَالَمُ الْكَبِيرُ وَ هٰذَا الْعَالَمُ الصَّغِيرُ مَصْنُوعَا قُدْرَتِهِ مَكْتُوبَا قَدَرِهِ
Yani: Kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musaggarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdaniyet delailini gösteriyorlar. Evet kâinattaki san’at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta nümunesi insanda vardır. O daire-i kübrada san’at, Sani-i Vâhid’e şehadet ettiği gibi; şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebinî san’at dahi o Sani’a işaret eder, vahdetini gösterir. Hem nasılki şu insan gayet manidar bir mektub-u Rabbanîdir, muntazam bir kaside-i kaderdir.. öyle de şu kâinat dahi, aynı o kalem-i kader ile, fakat büyük bir mikyasta yazılmış muntazam bir kaside-i kaderdir. Hiç mümkün müdür ki; hadsiz alâmet-i farika ile bütün insanlara bakan şu insan yüzündeki sikke-i vahdete; Ve bütün mevcudatı omuz omuza, el ele, baş başa veren kâinat üstündeki hatem-i vahdaniyete, Vâhid-i Ehad’den başka bir şey’in müdahalesi bulunsun?!.
İkinci Fıkra
اِبْدَاعُهُ لِذَاكَ صَيَّرَهُ مَسْجِدًا اِيجَادُهُ لِهٰذَا صَيَّرَهُ عَابِدًا
Meâli şudur: Sani-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bir surette halkedip âyât-ı kibriyasını üstünde nakşetmiş ki; kâinatı bir mescid-i kebir şekline döndürmüş; Ve insanı dahi öyle bir tarzda icad edip, ona akıl vererek,
____________________________________
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi