Mesnevî-i Nurîye(Bd.) - İşaretler
Henüz işaret eklenmedi
Mesnevî-i Nurîye(Bd.) - Notlar
Henüz not eklenmedi
-
Ara
-
Sayfaya git
-
Lügat göster/gizle
-
Kitap ekle
-
Kaydır
-
Fihrist
-
Geçmiş
-
Paylaş
-
Gece-Gündüz modu
-
Tefekkür aç/kapat
-
İşaretlerim
-
Notlarım
-
Toplama sistemi
-
Görüntülü sohbetler
-
Soru-cevaplar
-
Tarih dönüşümü
-
Yardım
-
Ayarlar
kazanlarında ve bostanların kaplarında pişirdiği taamlarla bezenip süslenerek doldurulmasını gördüğün vakit; elbette yakîn hasıl edeceksin ki, senin Râzıkın, ancak ve ancak yer yüzünü mevtinden sonra diriltmek içinde bütün zîhayatları beraberce rızıklandıran bir Zat-ı Kadir-i Kerim olabilir.
Hem meselâ sen maddî ve cüz’î bir ışık ve ziyanı ve mahsus ma-nevî nurunu bazı esbab-ı zâhiriyeye isnad ederek,
اِنَّمَا اُوتِيتُهُ عَلَي عِلْمٍ
demen belki sence mümkün olabilir. Fakat sonra sen, başını kaldırıp kendi o hususî ziyanı, gündüzün nuruyla; ve kalbinin o mahsus nurunu bir menba-ül envarın ziyasıyla olan ittisallerine baktığın vakit, elbette yakînin gelecektir ki; senin kalıbını ziyalandırmaya ve kalbini nurlandırmaya, hakikatta seyyarat ve kamerleri tahrik ile gece ve gündüzü ardı sıra döndüren ve Tenzil’in (Kur’anın) ayat-ı tenziliyesiyle kullarını imtihan ve tecrübeden sonra; fâcirlerden istediğini dalalete atan; ve ebrardan dilediğinide hidayete erdiren, Mükallib-ül Leyli ve-n Nehar’dan başka hiç bir şeyin ve kimsenin ne haddidir, ne de kuvveti dâhilindedir.
***
اِعْلَمْ اَيُّهَ اْلاِنْسَان
Ey insan bil ki; senin önünde çok korkunç, azîm mes’eleler vardır ki, her zîşuuru onlara karşı ihtimama mecbur ediyor.
O mes’elelerden birisi ölümdür ki; dünya ve mafihâdaki bütün sevdiklerinden bir firakındır.
Birisi de; dehşetli ehval içinde ebed-ül âbâd tarafına yapılacak olan sefer mes’elesidir.
Birisi de; sayılı, hududlu bir ömür içinde, sonsuz bir yolculuğun içerisinde, gayr-ı mahdud fakrın içindeki nihayetsiz aczindir ve hakeza!.. İşte sen, bu gibi azîm mes’eleleri boş vererek, unutup onlardan teamî etmişsin.. Tıpkı deve kuşu gibi ki; O, başını kum içinde saklayarak, gözlerini yumar, tâ ki avcı onu görmesin.
Hem meselâ sen maddî ve cüz’î bir ışık ve ziyanı ve mahsus ma-nevî nurunu bazı esbab-ı zâhiriyeye isnad ederek,
اِنَّمَا اُوتِيتُهُ عَلَي عِلْمٍ
demen belki sence mümkün olabilir. Fakat sonra sen, başını kaldırıp kendi o hususî ziyanı, gündüzün nuruyla; ve kalbinin o mahsus nurunu bir menba-ül envarın ziyasıyla olan ittisallerine baktığın vakit, elbette yakînin gelecektir ki; senin kalıbını ziyalandırmaya ve kalbini nurlandırmaya, hakikatta seyyarat ve kamerleri tahrik ile gece ve gündüzü ardı sıra döndüren ve Tenzil’in (Kur’anın) ayat-ı tenziliyesiyle kullarını imtihan ve tecrübeden sonra; fâcirlerden istediğini dalalete atan; ve ebrardan dilediğinide hidayete erdiren, Mükallib-ül Leyli ve-n Nehar’dan başka hiç bir şeyin ve kimsenin ne haddidir, ne de kuvveti dâhilindedir.
اِعْلَمْ اَيُّهَ اْلاِنْسَان
Ey insan bil ki; senin önünde çok korkunç, azîm mes’eleler vardır ki, her zîşuuru onlara karşı ihtimama mecbur ediyor.
O mes’elelerden birisi ölümdür ki; dünya ve mafihâdaki bütün sevdiklerinden bir firakındır.
Birisi de; dehşetli ehval içinde ebed-ül âbâd tarafına yapılacak olan sefer mes’elesidir.
Birisi de; sayılı, hududlu bir ömür içinde, sonsuz bir yolculuğun içerisinde, gayr-ı mahdud fakrın içindeki nihayetsiz aczindir ve hakeza!.. İşte sen, bu gibi azîm mes’eleleri boş vererek, unutup onlardan teamî etmişsin.. Tıpkı deve kuşu gibi ki; O, başını kum içinde saklayarak, gözlerini yumar, tâ ki avcı onu görmesin.
Kitap Ekle
Risale-i Nur Kütüphanesi